TÜRKİYE’DE BEŞERİ SERMAYE BİRİKİMİ EN HIZLI NASIL SAĞLANIR?

Paylaş
 

Beşeri sermayeyi geliştirme noktasında en önemli faktör hiç şüphesiz eğitimdir. Çünkü eğitim seviyesi, toplumların hem insani hem de ekonomik değerleri ile yakından ilişkilidir. Eğitim seviyesini de diplomalar üzerinden değil, eğitimin niteliği açısından değerlendirmek daha doğru bir yaklaşım olacaktır. Pozitif bilimlere yönelik eğitimin niteliği arttıkça teknolojik gelişmeler hız kazanacak, üretim artacak ve bununla ilişkili olarak ekonomik kalkınma hızlanacaktır. Bu hem bireylerin hem de toplumların refah seviyesini arttıracaktır. Aşağıdaki tablo 2008 yılında Amerika’da yapılan bir araştırmanın sonucunu göstermektedir. Görüldüğü üzere eğitim seviyesi arttıkça kişi başına düşen ortalama gelir de artmaktadır. Böylece hem kendisine hem de yaşadığı ülkeye ekonomik fayda sağlayan bireyler yetişmektedir. Almanya, Japonya gibi ekonomik olarak gelişmiş ülkelere bakıldığında da eğitim koşullarının yüksek kalitede olduğu görülecektir. Sonuç olarak eğitim ile ekonomik kalkınma birbiri ile doğrudan ilişkilidir.

eğitim gelir tablosu

 

Sosyal bilimler ve davranış bilimlerine yönelik eğitimin niteliği arttıkça da birbirine karşı daha saygılı, hoşgörülü ve insani tavırlar sergileyen insanların çoğaldığı bir toplum meydana gelecektir. Biz bu makalemizin ilerleyen bölümlerinde eğitimin maddi kazanımlara etkisini Türkiye üzerinden işleyeceğiz.

 

Türkiye’de ne yazık ki beşeri sermayenin seviyesi yeterli değildir. Çünkü bununla doğrudan ilgili olan eğitimin seviyesi düşüktür. Son dönemlerde üniversite mezunlarının artması ile bir nebze ilerleme kaydedilmiş olsa da beklenen gelişmeler sağlanamamıştır. Çünkü üniversitelerimizin birçoğunda yeterli kalitede eğitim verilememektedir. İçi boş diplomalar ile beşeri sermayeyi geliştirmek de mümkün gözükmemektedir. Peki beşeri sermayeyi geliştirmek için neler yapılmalıdır, hangi eksiklikler giderilmelidir?

Beşeri sermayeyi geliştirmek için eğitim olanaklarını olgunlaştırmak ve bu alandaki problemleri çözüme kavuşturmak gerekiyor. Şimdi giderilmesi gereken sorunları ve çözüm önerilerini belirtelim.

eğitim ve beşeri sermaye

  1. İstikrarsızlık

Eğitim sistemimizin en büyük problemlerinden biri istikrar sorunudur. Zamana ayak uydurmak ve gerekli değişimleri sağlamak bir ihtiyaçtır. Ancak eğitim sistemini de tabiri caizse deneme tahtasına çevirecek kadar sık değişime tabi tutmak ona zarar vermektedir. Eğitim politikaları belirlenmeden önce bilimsel ve objektif bir şekilde ön çalışmalar yapılmalı, fayda sağlayacak uygulamalar hayata geçirilmeli ve bu noktada ısrarcı olunmalıdır. Aksi takdirde eğitim sistemini rayına oturtmak bir hayli zor olacaktır.

 

  1. Sözleşmeli Öğretmen Görevlendirmesi

Eğitim sistemimizin bir başka sorunu sözleşmeli öğretmen görevlendirmesidir. Türkiye’de yaklaşık 100 bin öğretmen ihtiyacı bulunmaktadır. Bu ihtiyaç sözleşmeli öğretmenler ile giderilmektedir ve ne yazık ki sözleşmeli öğretmen olabilmek için herhangi bir önlisans bölümünden mezun olmak yeterli sayılmaktadır. Örneğin Tarla Bitkileri önlisans programından mezun olan bir genç bir lisede İngilizce öğretmeni olarak görev yapabilmektedir. Bu durum ülkemizde içi boş derslerin işlenmesine neden olmaktadır. Bu da fırsat eşitliği ilkesine ters düşmektedir. Girdiği ders ile ilgili hiçbir eğitim almamış öğretmenden(!) ders alan bir öğrenci ile o alanla ilgili lisans öğrenimi görmüş bir öğretmenden ders alan öğrencinin aynı sınavlarda yarışması pek adil olmasa gerek. Dersin kağıt üzerinde işlenmiş olması öğrencilerin o ders ile ile ilgili bir derinlik kazandığına delil olarak gösterilemez. Diplomaların içini doldurmak gerekir.

 

  1. Öğretim Yöntem ve Teknikleri

Eğitim sistemimizin bir başka sorunu doğru öğretim yöntem ve tekniklerinin kullanılmamasıdır. Birçok bilimsel çalışma sonucunda klasik anlatım tekniğinin kalıcı öğrenmeler için yeterli olmadığı sonucuna ulaşılmıştır. En etkili yöntem ise yaparak, yaşayarak öğrenmedir. Bütün branşlarla ilgili bu yönde bir eğitim politikası uygulanmalıdır. Öğrenciler eğitim-öğretimin pasif elemanı değil, aktif elemanı olmalıdır. İnsan duyduğundan, okuduğundan çok yaptığını, yaşadığını hatırlar, içselleştirir. Ayrıca mevcut düzende bugün işlenen konuyu tüm detayları ile ezberleyen, sınavlardan yüksek puan alan ama yarın ne öğrendiğini unutan; neticede yüksek derece ile okulundan mezun olan ama yeterli birikime ulaşmayan çok sayıda öğrenci yetişiyor. Çünkü eğitimcilerin birçoğu ezberci anlayışı dayatıyor, öğrenciden daha önce ortaya konulanı bir daha tekrar etmesi isteniyor. Bunun yerine daha çok yeniliklere, farklı yorumlara açık; hayal gücünü besleyen eğitimcilere ihtiyaç var.

 

 

  1. Üniversiteler

Ülkemizin her ilinde üniversite var. Fakat daha önce belirttiğimiz gibi üniversitelerimizin birçoğu mezunlarına verdiği diplomaların hakkını vermekten uzak bir görüntü çiziyor. Makine görmeden makine mühendisi olan; lise müfredatı ile alakası olmayan konularla meşgul edilen, lise müfredatındaki konularla hiç karşılaşmadan mezun edilen ve yine lise müfredatında sorumlu olmadıkları bir sınav ile atanıp lisede öğrencilerinin karşısına çıkan öğretmenler var bu ülkede. Ayrıca Milli Eğitim Bakanlığına bağlı okullarda çalışan öğretmenlerin pedagojik formasyon alma zorunluluğu, akademisyenlere de getirilmeli. İnsan, ne kadar çok bilgi sahibi olursa olsun bildiklerini anlatabilmek için ciddi bir eğitimden geçmelidir. Hz. Mevlana’nın dediği gibi “sen ne kadar bilirsen bil, anlattıkların karşıdakinin anladığı kadardır.” Eğitim yuvaları sıkıcı atmosferden kurtarılıp, bilgi birikimi daha yüksek bireyler yetiştirilmelidir. Bunun için gerekli teknik donanım ve eğitmen gelişimi sağlanmalıdır.

 

  1. Eğitim ve Siyaset

Objektifliği ve bilimselliği esas alması gereken eğitim yuvalarında siyasetin haddinden fazla etkili olması eğitim için yapılması gerekenleri arka plana atmaktadır. Üniversitelerin, okulların, eğitim sendikalarının siyasi kimlikleriyle ön plana çıkması, eğitim kurumlarında liyakate göre değil de siyasi düşünceye göre yönetici atamalarının yapılması, öğretmenlerin mesleki gelişimlerinden çok siyasi fikirleri ile ilgilenen ve buna göre yaptırımda bulunan yöneticilerin varlığı eğitimin bir başka kanayan yarasıdır.

 

  1. Fiziksel Yetersizlikler

Her ne kadar bu konuda ilerleme kaydedilmiş olsa da halen ülkemizde eğitim yuvalarında birçok fiziksel eksiklik bulunmaktadır. Kalabalık, kütüphanesiz, teknolojik imkanların sunulmadığı eğitim kurumlarının sayısı azımsanmayacak kadar çoktur. Aynı şekilde üniversitelerde de yeterli eğitimin verilmesi için gerekli teknik donanımın sağlanması gerekir.

 

  1. Güzel Sanatlara Gereken Önemin Verilmemesi

Sanat insanda estetik haz uyandırdığı gibi onun ufkunu ve hayal gücünü geliştirir, ona ince bir ruh kazandırır. Fakat sanat alanları ülkemizde çoğu insan tarafından gerekli görülmeyen bir boş zaman geçirme aktivitesi olarak görülüyor. Bu bakış açısını kırmak ve eğitim politikalarını sanat alanlarını daha değerli kılarak şekillendirmek gerekiyor.

 

  1. Öğretmenlerin Yanlış Değerlendirilmesi

Öğretmenlerin sadece evrak üzerinden değerlendirmeye ve teftişe tabi tutulması eğitimin bir başka sorunu olarak göze çarpıyor. Mesleki gelişim daha çok önemsenmeli.

 

Yıldırım Abdullah DÖNMEZ

Bu yazı 50 kere okundu.
  • Site Yorum
  • Facebook Yorum

Bir yorum bırak

Bir yorum bırak

Facebookta bizi bulun