YDS’de En Çok Çıkan 3000 Kelime ve Örnek Cümleler

A  B C D E F G H I J K L M N O P Q R S

 

  • A: bir

There’s a visitor for you. / Sizin için bir ziyaretçi var.

  • Abandon: Terk etmek, bırakmak, uzaklaşmak

People often simply abandon their pets when they go abroad.  / İnsanlar genellikle yurtdışına çıkarken evcil hayvanlarını bırakırlar.

  • Abondoned: Terk edilmiş

The child was found abandoned but unharmed. / Ç0cuk terk edilmiş olarak bulundu ama sağ salimdi.

  • Ability: Yetenek, beceri, hüner, -ebilme

The system has the ability to run more than one program at the same time. / Sistem aynı anda bir programdan daha fazlasını çalıştırabilir.

  • Able: -ebilen, yetenekli

You must be able to speak English for this job. / Bu iş için İngilizce konuşabilmelisiniz. ingilizce kelimeler YDSde En Çok Çıkan 3000 Kelime ve Örnek Cümleler

  • About: Hakkında, yaklaşık

What do you think about YDS? / YDS hakkında ne düşünüyorsunuz?

  • Above: Yukarıda, üzerinde

Seen from above the cars looked tiny. / Arabalar yukarıdan küçücük görünüyor.

  • Abroad: Yurt dışında, dışarıda, gurbette

She worked abroad for a year. / O bir yıl boyunca yurt dışında çalıştı.

  • Absence: Yokluk

The decision was made in my absence. / Karar benim yokluğumda alındı.

  • Absent: Yok

An absent expression. / Bir açıklama yok.

  • Absolute:  Kesin, saf, mutlak, tam

Beauty cannot be measured by any absolute standard. / Güzellik herhangi bir mutlak standart tarafından ölçülemez.

  • Absolutely: Kesinlikle

You’re absolutely right. / Sen kesinlikle haklısın.

  • Absorb: Emmek

Plants absorb carbon dioxide from the air. / Bitkiler havadan karbondioksiti emer.

  • Abuse: Kötüye kullanmak, suistimal, kötüye kullanma, taciz.

The referee had been threatened and abused. / Hakem tehdit ve taciz edilmişti.

  • Academic: Akademik, bilimsel

An academic career / Bir akademik kariyer

  • Accent: Aksan, şive, ağız

She spoke English with an accent.  / O bir aksan ile İngilizce konuştu.

  • Acceptable: Kabul edilebilir, uygun, makul

Children must learn socially acceptable behaviour. / Çocuklar toplumsal olarak kabul edilebilen davranışları öğrenmeli.

  • Accept: Kabul etmek

She’s decided not to accept the job. / O, işi kabul etmemeye karar verdi.

  • Access: Giriş, erişim

There is easy access by road. / Karayolu ile kolay erişim vardır.

  • Accident: Kaza, istenmeyen olay

He was killed in an accident.  / O bir kazada öldü. The accident happened at 3 p.m. / Kaza saat 3.00′te oldu.

  • Accidental: Tesadüfi, kazara, rastlantı

As I turned around, I accidentally hit him in the face. / Dönerken kazara onun yüzüne vurdum.

  • Accommodation: Konaklama

Hotel accommodation is included in the price of your holiday. / Otel konaklaması tatilinizin fiyatına dahildir.

  • Accompany: Eşlik etmek

His wife accompanied him on the trip. / Onun karısı yolculukta ona eşlik etti.

  • According to: -e göre

According to Mick, it’s a great movie.  /   Mick’e göre o mükemmel bir film. You’ve been absent six times according to our records. / Bizim kayıtlarımıza göre altı kez yoksunuz.

  • Account: Hesap, açıklama

In English law a person is accounted innocent until they are proved guilty. / İngiliz kanununda bir insan suçu kanıtlanana kadar masum hesap edilir.

  •  Accurate: Doğru, tam, kesin

The article accurately reflects public opinion. / Makale tamamıyla halkın görüşünü yansıtıyor.

  • Accuse: Suçlamak, itham etmek

The government was accused of incompetence. / Hükümet beceriksizlik ile suçlandı.

  • Achieve: Ulaşmak, elde etmek, başarmak

He had finally achieved success. / O, sonunda başarıya ulaşmıştı.

  • Achievement: Başarı

They were proud of their children’s achievements. / Onlar çocuklarının başarısından gururluydu.

  • Acid: Asit

 

  • Acknowledge: Onaylamak, kabul etmek

Are you prepared to acknowledge your responsibility? / Sorumluluğunuzu kabul etmeye hazır mısınız?

  • Acquire: Kazanmak, elde etmek

He has acquired a reputation for dishonesty. / O, sahtekarlık için bir ün kazanmıştır.

  • Across: Karşısında, içinden, karşıya, karşıdan karşıya

He walked across of field.  / O, alanın karşısında yürüdü.

  • Act: Hareket, eylem, davranmak

The girl’s life was saved because the doctors acted so promptly. / Doktorlar derhal harekete geçtiği için kızın hayatı kurtuldu.

  • Action: Eylem, hareket, faaliyet

She began to explain her plan of action to the group. / O, gruba hareket planını açıklamaya başladı. Her quick action saved the child’s life. / Onun hızlı hareketş çocuğun hayatını kurtardı.

  • Active: Aktif, etken

Although he’s nearly 80, he is still very active. / O neredeyse 80 yaşında olmasına rağmen hâlâ çok aktif.

  • Activity: Etkinlik, faaliyet, aktivite

The streets were noisy and full of activity. / Kaslar fiziksel etkinlik sırasında kasılır ve rahatlar.

  • Actor: Aktör, erkek oyuncu

Actor Cem Yılmaz starred  in many films. / Aktör Cem Yılmaz birçok filmde rol aldı.

  • Actress: Kadın oyuncu

Nicole Kidman is a actress / Nicole Kidman bir kadın oyuncudur.

  • Actual:  Gerçek, asıl, güncel

The actual cost was higher than we expected. / Gerçek maliyeti beklediğimizden daha yüksekti. The wedding preparations take weeks but the actual ceremony takes less than an hour. / Düğün hazırlıkları haftalar alır fakat asıl tören bir saatten az zaman alır.

  • Actually: Aslında, gerçekten

We’re not American, actually. We’re Canadian. / Biz aslında Amerikan değiliz, biz Kanada’lıdıyız.

  • Ad: İlan, reklam, duyuru

We publishing an ad in the local newspaper. / Yerel gazetede bir reklam yayınlıyoruz.

  • Adapt: Uyarlamak, adapte etmek

Three of her novels have been adapted for television. / Onun romanlarından üçü televizyon için uyarlandı.

  • Add: Eklemek, katmak, ilave etmek

The juice contains no added sugar. / Meyve suyu ilave çeker içermez. Shall I add your name to the list? / Sizin adınızı listeye ekleyecek miyim?

  • Addition: İlave, ek, toplama

Children learning addition and subtraction. / Çocuklar toplama ve çıkarmayı öğreniyor.

  • Additional: Ek, ilave, ayrıca

Additionally, the bus service will run on Sundays, every two hours. / Ayrıca, otobüs hizmeti pazar günleri her iki saatte bir çalışacak.

  • Address: Adres, konuşma, söylev, ele almak

The letter was correctly addressed, but delivered to the wrong house. / Mektubun adresi doğruydu ama yanlış eve teslim edildi.

  • Adequate: Yeterli, uygun, elverişli

The room was small but adequate. / Oda küçük ama yeterli. He didn’t give an adequate answer to the question. / Soruya yeterli bir cevap vermedi.

  • Adjust: Ayarlamak, düzeltmek

This button is for adjusting the volume. / Bu düğme ses ayarı içindir.

  • Admiration: Hayranlık, beğeni, takdir

I have great admiration for her as a writer. / Ben, bir yazar olarak ona büyük hayranlık besliyorum.

  • Admire: Hayran, takdir etmek, çok beğenmek

I really admire your enthusiasm. / Ben gerçekten senin gayretine  hayranım.

  • Admit: İtiraf etmek

Don’t be afraid to admit to your mistakes. / Yanlışlarınızı itiraf etmeye korkmayın.

  • Adopt: Evlat edinmek, benimsemek, kabul etmek

A campaign to encourage childless couples to adopt. / Çocuksuz çiftleri evlat edinmeye teşvik için bir kampanya.   All three teams adopted different approaches to the problem. / Üç takımın hepsi problemlere karşı farklı yaklaşımları benimsedi.

  • Adult: Yetişkin, büyümüş

Young people preparing for adult life. / Genç insanlar yetişkin hayatı için hazırlanıyor. The adult population / Yetişkin nüfus

  • Advance: İlerleme, gelişme, avans

She closed the door firmly and advanced towards the desk. / O, kapıyı sıkıca kapattı ve masaya doğru ilerledi.

  • Advanced: Gelişmiş, ileri

Advanced technology / İleri teknoloji Advanced industrial societies / Gelişmiş sanayi toplumları.

  • Advantage: Avantaj, fayda, çıkar

She had the advantage of a good education. / O, iyi bir eğitim için avantaja sahipti. Each of these systems has its advantages and disadvantages. / Bu sistemlerden her birinin avantajları ve dezavantajları vardır.

  • Adventure: Macera, serüven, tehlikeli iş, risk

When you’re a child, life is one big adventure. / Sen çocukken hayat büyük bir maceraydı. Adventure stories / Macera hikayeleri

  • Advert: İlan, duyuru, reklam, değinmek, bahsetmek

The adverts on television / Televizyondaki reklamlar

  • Advertise: Duyurmak, ilan etmek, reklamını yapmak

If you want to attract more customers, try advertising in the local paper. / Müşrerilerinizi daha fazla çekmek isterseniz yerel gazeteye reklam yapmayı deneyin.

  • Advertisement: İlan, reklam, duyuru

Put an advertisement in the local paper to sell your car. / Arabanızı satmak için yerel gazeteye bir reklam verin.

  • Advertising: İlan, reklamcılık, duyurma

A good advertising campaign will increase our sales. / İyi bir reklam kampanyası satışlarımızı arttıracak. Cigarette advertising has been banned. / Sigara reklamcılığı yasaklandı.

  • Advice: Nasihat, tavsiye, öğüt

Follow your doctor’s advice. / Doktorunun tavsiyelerine uy.

  • Advise: Bildirmek, tavsiye etmek

She advises the government on environmental issues. / O, çevre konularında hükümete tavsiyelerde bulunur.

  • Affair: İlişki, mesele, iş, olay

Affairs of state / Devlet işleri She wanted the celebration to be a simple family affair.  / O, kutlamanın basit bir aile meselesi olmasını istedi.

  • Affect: Etkilemek, arzu, heyecan, sevmek, hoşlanmak

How will these changes affect us? / Bu değişiklikler bizi nasıl etkileyecek. Your opinion will not affect my decision. / Sizin düşünceniz benim kararımı etkilemeyecek.

  • Affection: Sevgi, eğilim, düşkünlük

I have a great affection for New York. / New York için muazzam bir sevgiye sahibim.

  • Afford: Gücü yetmek, parası yetmek, zaman ayırabilmek, göze almak

Can we afford a new car? / Yeni bir araba almaya paramız yeter mi?

  • Afraid: Korku, korkmuş

Don’t be afraid. / Korkma Are you afraid of spiders?/ Örümceklerden korkuyor musun?

  • After: Sonra, ardından

I could come next week, or the week after. / Ben gelecek hafta veya sonraki hafta gelebilirim.

  • Afternoon: Öğleden sonra

Where were you on the afternoon of May 21?  / 21 Mayıs, öğleden sonra neredeydiniz?

  • Afterwards: Sonra, daha sonra

Let’s go out now and food eat afterwards. / Haydi şimdi dışarı çıkalım ve daha sonra yemek yiyelim.

  • Again: Yine, tekrar, yeniden, bir daha

When will I see you again? / Seni bir daha ne zaman göreceğim?

  • Against: Karşı, aleyhinde

The evidence is against him. / Kanıtlar onun aleyhinde. The rain beat against the windows. / Yağmur pencereye karşı vuruyor.

  • Age: Yaş, çağ, devir, uzun bir zaman

He left school at the age of 18. / O, 18 yaşında okulu bıraktı. When I was your age I was already married. / Ben zaten senin yaşındayken evliydim. The age of the computer / Bilgisayar çağı Carlos left ages ago.  / Carlos uzun yıllar önce ayrıldı.

  • Aged: Yaşında, yaşlı, ihtiyar

They have two children aged six and nine. / Onlar 6 ve 9 yaşında iki çocuğa sahip. Services for the sick and the aged / Hizmetler hasta ve yaşlılar için

  • Agency: Ajans, acenta, vasıta

An advertising agency. / Bir reklam ajansı. International aid agencies caring for refugees / Mülteciler için uluslararası yardım ajansları.

  • Agent: Ajan, temsilci, faktör

An insurance agent. / Bir sigorta acentası.

  • Aggressive: Agresif, saldırgan

He gets aggressive when he’s drunk. / O içtiği zaman agresifleşir.

  • Ago: Önce, evvel

She was here just a minute ago. / O henüz bir dakika önce buradaydı.

  • Agree: Kabul etmek, anlaşmak, hem fikir olmak

Next year’s budget has been agreed. / Gelecek yılın bütçesi kabul edildi.

  • Agreement: Anlaşma, sözleşme, uzlaşma.

International peace agreement / Uluslararası barış anlaşması

  • Ahead: Önde, ileri, ilerde, önceden

The road ahead was blocked. / Yol ilerde kapandı. Our team was ahead by six points. / Bizim takımımız altı puan önde.

  • Aid: Yardım, destek

This feature is designed to aid inexperienced users. / Bu özellik deneyimsiz kullanıcılara yardımcı olmak için tasarlanmıştır.

  • Aim: Amaç, hedef

We aim to be there around six. / Biz yaklaşık altı civarında orada olmayı hedefliyoruz.

  • Air: Hava, gökyüzü

Air pollution / Hava kirliliği

  • Aircraft: Uçak, mal ve yolcu taşımaya yarayan hava taşıtı

 

  • Airport: Havaalanı, havalimanı

Betül is waiting in the airport lounge. / Betül havalimanı salonunda bekliyor.

  • Alarm: Telaş, korku, tehlike işareti, alarm

 

  • Alarmed: Panik, paniğe kapılmış

She was alarmed at the prospect of travelling alone. / O yalnız seyahat ihtimalinde paniğe kapıldı.

  • Alarming: Korkutucu, endişe verici

The rainforests are disappearing at an alarming rate. / Yağmur ormanları korkutucu bir oranda azalıyor.

  • Alcohol: Alkol

He never drinks alcohol. / O asla alkol almaz.

  • Alcoholic: Alkolik

 

  • Alive: Canlı, sağ

We don’t know whether he’s alive or dead. / Onun canlı veya ölü olup olmadığını bilmiyoruz. Is your mother still alive?  / Anneniz hala yaşıyor mu?

  • All: Tüm, hep, bütün, hepsi, tamamen

He lives all alone. / O hep yalnız yaşar. The coffee went all over my skirt. / Kahve tamamen üzerime döküldü.

  • Allied: Müttefik, bağlaşık, akraba

Many civilians died as a result of allied bombing. / Müttefik bombalamasının bir sonucu olarak birçok sivil öldü.

  • Allow: İzin vermek

We do not allow smoking in the hall. / Biz salonda sigara içilmesine izin vermeyiz.

  •  All Right: Tamam, peki, fena değil, olur, anlaşıldı mı

‘I’m really sorry.’ ‘That’s all right, don’t worry.’ / ‘Ben gerçekten üzgünüm’ ‘Peki, tamam, endişelenme’

  • Ally: Müttefik, dost, birleşmek, ittifak

The prince allied himself with the Scots. / Prens İskoçlar ile ittifak kurdu.

  • Almost: Neredeyse, hemen hemen

Dinner’s almost ready. / Akşam yemeği neredeyse hazır. Their house is almost opposite ours. / Onların evi bizimkinin hemen hemen karşısında. They’ll eat almost anything. / Biz neredeyse hiçbir şey yemeyeceğiz.

  • Alone: Tek başına, yalnız.

He lives alone. / O yalnız yaşar. The shoes alone cost £200. / Ayakkabı maliyeti yalnız 200 sterlin.

  • Along: Boyunca, ileriye, birisi ile

We’re going for a swim. Why don’t you come along? / Biz yüzmeye gidiyoruz. Niçin bizimle gelmiyorsunuz?

  • Alongside: Yanında, yanı sıra

Traditional beliefs still flourish alongside a modern urban lifestyle. / Modern kentsel yaşam tarzının yanında geleneksel inançlar gelişim halinde.

  • Aloud: Yüksek sesle

The teacher listened to the children reading aloud. / Öğretmen yüksek sesle okuyan çocukları dinledi.

  • Alphabet: Alfabe, ilkeler, esaslar

Alpha is the first letter of the Greek alphabet. / Alfa Yunan alfabesinin ilk harfidir.

  • Alphabetical: Alfabetik

The names on the list are in alphabetical order.  / Listedeki isimler alfabetik olarak listelenmiştir.

  • Already: Zaten, önceden

‘Lunch?’ ‘No thanks, I’ve already eaten.’ / Öğle yemeği? Hayır, teşekkürler, ben zaten yedim.

  • Also: Ayrıca, -de -da, keza, üstelik

She’s fluent in French and German. She also speaks a little Italian. / O Fransızca ve Almancada akıcıdır. Ayrıca İtalyancayı da biraz konuşur.

  • Alter: Değiştirmek, değişmek

Prices did not alter significantly during 2007. / Fiyatlar 2007 boyunca önemli ölçüde değişmedi.

  • Alternative: Alternatif, değişik

Do you have an alternative solution? / Alternatif bir çözümünüz var mı?

  • Alternatively: Alternatif olarak

The agency will make travel arrangements for you. Alternatively, you can organize your own transport. / Acenta sizin için seyahat düzenlemeleri yapacak. Alternatif olarak kendi taşımanızı organize edebilirsiniz.

  • Although: Rağmen, karşın, olduğu halde

Although small, the kitchen has been well designed. / Küçük olmasına rağmen mutfak iyi dizayn edilmiş.

  • Altogether: Tamamen, büsbütün, hepten

The train went slow until it stopped altogether. / Tren tamamen durana kadar yavaş gitti.

  • Always: Daima, her zaman

Always lock your car. / Daima arabanızı kitleyin. She always arrives at 7.30. / O daima 7.30′da varır.

  • a.m. : Gece yarısı 12 ile öğlen 12 arası.

Football match will start at 10 a.m. / Futbol maçı sabah saat 10′da başlayacak.

  • Amaze: Şaşırtmak, hayrete düşürmek, sürpriz

 

  • Amazed: Şaşırmış, hayret etmiş

 

  • Amazing: Şaşırtıcı, ilginç, hayret verici

An amazing achievement/discovery/success/performance    / Şaşırtıcı bir başarı / keşif / sonuç / performans

  • Ambition: Hırs, tutku

She was intelligent but suffered from a lack of ambition. / O zekiydi ama hırs eksikliğden zarar gördü.

  • Ambulance: Ambulans, can kurtaran,  hasta veya yaralı insanları hastaneye taşımak için özel ekipmanlarla hazırlanmış araç.

 

  •  Among: Arasında, içinde

A house among the trees / Ağaçlar içinde bir ev

  • Amount: Miktar, anlamına gelmek

 

  • Amuse: Eğlendirmek, neşelendirmek, güldürmek

This will amuse you. / Bu sizi eğlendirecek.

  • Amused: Güldürmek, neşelendirmek

Janet was not amused.  / Janet neşeli değildi.

  • Amusing: Eğlenceli, komik, gülünç

An amusing story/game/incident        / Eğlendirici bir hikaye / oyun / olay She writes very amusing letters. / O, çok eğlendirici mektuplar yazar.

  • Analyse: Analiz etmek, çözümlemek

He tried to analyse his feelings. / O duygularını analiz etmeye çalıştı.

  • Analysis: Analiz, çözümleme, inceleme

The book is an analysis of poverty and its causes.  /  Kitap fakirlik ve nedenlerinin bir analizidir. At the meeting they presented a detailed analysis of twelve schools in a London borough / Toplantıda bir Londra kasabasındaki 12 okulun detaylı analizini sundular.

  • Ancient: Eski, çok eski, eskiden kalma

Ancient history/civilization               /                  Eski tarih / medeniyet Ancient Greece     /   Eski Yunan

  • And: ve, ile, de

A table and two chairs   /    Bir masa ve iki sandalye Bread and butter / Ekmek ve tereyağı

  • Anger: Öfke, kızgınlık

Jan slammed her fist on the desk in anger.  / Jan kızgınlığında masaya yumruk attı.

  • Angle: Açı, köşe, çarpıtmak, olta ile balık tutmak

A 45° angle  / 45 derecelik bir açı The photo was taken from an unusual angle.  /  Fotoğraf sıradışı bir açıdan çekilmiştir.

  • Angry:  Öfkeli, kızgın, hiddetli

Her behaviour really made me angry.  /  Onun davranışı gerçekten beni kızdırdı.

  • Animal: Hayvan

A small furry animal  /  Küçük tüylü bir hayvan

  • Ankle: Ayak bileği

My ankles have swollen.  /  Benim ayak bileklerim şişmiş.

  • Anniversary: Yıl dönümü

He was died on the anniversary of his wife’s death.  /   O karısının ölümünün yıl dönümünde öldü.

  • Announce: Duyurmak, bildirmek, ilan etmek

The government yesterday announced to the media plans to create a million new jobs.  /  Hükümet dün bir milyon yeni iş kurmak için planlarını medyaya duyurdu.

  • Annoy: Kızdırmak, sinirlendirmek, rahatsız etmek

I’m sure she does it just to annoy me. / Eminim o sadece beni kızdırmak için yapıyor.

  • Annoyed: Kızgın, rencide

 

  • Annoying: Can sıkıcı

This interruption is very annoying. / Bu kesinti çok can sıkıcı

  • Annual: Yıllık

An annual meeting/event/report      /      Bir yıllık toplantı / etkinlik / rapor

  • Annually: Yıllık, yılda bir kez, her yıl

The exhibition is held annually. / Sergi her yıl düzenlenmektedir.

  • Another: Başka, farklı, bir başka

We need another computer.  / Bizim bir başka bilgisayara ihtiyacımız var.

  • Answer: Yanıt, cevap

I repeated the question, but she didn’t answer. / Ben soruyu tekrarladım, fakat o cevap vermedi.

  • Anti-: Karşı, zıt, muhalif, anti, önlemek

Antisocial / Toplum düzenini reddeden Antifreeze / Donmayı önleyici

  • Anticipate: Tahmin etmek, beklemek, öngörmek

Our anticipated arrival time is 8.30.  / Varış süresinin 8.30 olduğunu tahmin ediyoruz.

  • Anxiety: Kaygı, endişe

If you’re worried about your health, share your anxieties with your doctor. / Sağlığınızdan endişe ederseniz kaygılarınızı doktorunuzla paylaşın.

  • Anxious: Endişeli, kaygılı

Parents are naturally anxious for their children. / Ebeveynler doğal olarak çocukları için endişelenir.

  • Any: Herhangi biri, hiç, her

He wasn’t any good at French. / O Fransızcada hiç iyi değildi.

  • Anybody: Herhangi biri, kimse, hiç kimse

Is there anybody who can help me?  / Bana yardım edebilecek herhangi biri var mı?

  • Anyone: Kimse, herhangi biri, hiç kimse

Is anyone there? / Orada kimse var mı? Did anyone see you? / Siz hiç kimseyi gördünüz mü?

  • Anything: Bir şey, herhangi bir şey, hiçbir şey, her şey

Would you like anything else? / Başka bir şey ister misiniz?

  • Anyway: Zaten, neyse, nasıl olsa, yine de, her halükarda

It’s too expensive and anyway the colour doesn’t suit you. / O çok pahalı ve zaten rengi size uygun değil The water was cold but I took a shower anyway. / Su soğuktu ama ben yine de bir duş aldım.

  • Anywhere: Herhangi bir yere, hiçbir yerde

I can’t see it anywhere. / Ben onu hiçbir yerde göremem. He’s never been anywhere outside Britain. / O İngiltere dışında hiçbir yerde bulunmadı.

  • Apart: Ayrı, arası (uzaklık veya zaman)

We’re living apart now. / Biz şimdi ayrı yaşıyoruz.

  • Apart From: Hariç, ek olarak, başka

Apart from their house in London, they also have a villa in Spain. / Londra’daki evlerinden başka, onların bir de İspanya’da villaları var.

  • Apartment: Daire, apartman dairesi

You can visit the whole palace except for the private apartments. / Özel daireler hariç tüm sarayı ziyaret edebilirsiniz.

  • Apologize: Özür dilemek

Why should I apologize? / Neden özür dilemeliyim? We apologize for the late departure of this flight. / Bu uçuşun geç kalkışı için özür dileriz.

  • Apparent: Açık, bariz, aşikar, belli

It was apparent from her face that she was really upset. / Onun yüzünden belliydi gerçekten üzgün olduğu.

  • Apparently: Görünüşe göre, belli ki, anlaşılan

Apparently they will divorced soon. / Görünüşe göre onlar yakında boşanmış olacak.

  • Appeal: İtiraz, başvuru, temyiz

The company is appealing against the ruling.  /  Şirket, karara karşı itiraz ediyor.

  • Appearance: Görünüş, kılık kıyafet

Judging by appearances can be misleading. / Görünüşe bakarak yargılamak yanıltıcı olabilir.

  • Appear: Görünmek, gözükmek

He appears a perfectly normal person.  / O Gayet normal bir insan olarak görünür.

  • Apple: Elma

A garden with three apple trees. / Üç elma ağacı ile bahçeler.

  • Application: Uygulama, başvuru, dilekçe

A passport application / Bir pasaport uygulaması

  • Apply: Uygulamak, başvurmak, kullanmak

He has applied to join the army.   /   Orduya katılmak için başvurdu.

  • Appoint: Atamak, belirlemek, tayin etmek

They have appointed a new head teacher at my son’s school. / Oğlumun okuluna yeni bir baş öğretmen atadılar.

  • Appointment: Randevu, atama, tayin

Do you have an appointment?  /  Bir randevunuz var mı? I’ve got a dental appointment at 3 o’clock.  /  Saat 3′te bir diş randevum var.

  • Appreciate: Takdir etmek, beğenmek

Her family doesn’t appreciate her.  /  Ailesi onu takdir etmez.

  • Approach: Yaklaşım, girişim, yol, teşebbüs

 

  • Appropriate: Uygun, yerinde

He questioned the appropriateness of their methods.  /  Onların yöntemlerinin uygunluğunu sorguladı. Jeans are not appropriate for a formal party.  /  Kot resmi bir parti için uygun değildir.

  • Approval: Onay, kabul, onaylama

She desperately wanted to win her father’s approval. / Umutsuzca babasının onayını kazanmak istedi.

  • Approve: Onaylamak, kabul etmek

Do you approve of my idea? / Benim fikrimi onaylıyor musunuz? The committee unanimously approved the plan. / Komite oy birliği ile planı onayladı.

  • Approximate: Yaklaşık, yakın, benzer

The cost given is only approximate.  /  Sadece yaklaşık fiyat verildi.

  • Approximately: Yaklaşık olarak, takriben

The journey took approximately seven hours. / Yolculuk yaklaşık olarak yedi saat sürdü. The two buildings were approximately equal in size. / İki bina yaklaşık olarak aynı boyutta.

  • April: Nisan

She was born in April.  /  O, nisanda doğdu. We went to Japan last April. / Geçen nisanda Japonya’ya gittik.

  • Area: Alan, bölge

Desert areas / Çöl bölgeleri There is heavy traffic in the downtown area tonight. / Kent merkezinde bu gece yoğun bir trafik vardır.

  • Argue: Tartışmak, iddia etmek

My brothers are always arguing.  / Kardeşlerim sürekli tartışıyor.

  • Argument: Tartışma, iddia, münakaşa

After some heated argument a decision was finally taken. / Hararetli bir tartışmadan sonra nihayet bir karar alındı.

  • Arise: Ortaya çıkmak, doğmak, kaynaklanmak

A new crisis has arisen. / Yeni bir kriz ortaya çıkmış.

  • Arm: Kol, dal, silah

The country was arming against the enemy. / Ülke düşmana karşı silahlanıyor.

  • Armed: Silahlı, zırhlı, ateşli

An international armed conflict  /  Uluslararası silahlı bir çatışma An armed robbery / Silahlı bir hırsız

  • Army: Ordu

Her husband is in the army.  /  Onun kocası orduda After leaving school, Mike went into the army.  /  Mike okuldan ayrıldıktan sonra orduya girdi.

  • Around: Çevresinde, etrafında

They walked around the lake. / Onlar göl çevresinde yürüdü

  • Arrange: Düzenlemek, ayarlamak, organize etmek

Can I arrange an appointment for Monday? / Pazartesi için bir randevu ayarlayabilir miyiz? She arranged the flowers in vase. / O, vazodaki çiçekleri düzenledi.

  • Arrangement: Düzenleme, anlaşma, tertip

She’s happy with her unusual living arrangements. / O sıradışı yaşam düzenlemeleri ile mutlu. We can come to an arrangement over the price.  / Biz fiyatlar üzerinde bir düzenlemeye gidebiliriz.

  • Arrest: Tutuklamak

She was arrested on suspicion of murder.  /  O, cinayet şüphesi ile tutuklandı.

  • Arrival: Varış, geliş

There are 120 arrivals and departures every day.  /  Her gün 120 varış ve geliş vardır. The first arrivals at the concert got the best seats. / Konserde ilk gelenler en iyi koltukları alır.

  • Arrive: Varmak, ulaşmak, başarmak, gelmek

I’ll wait until they arrive.  / Ben onlar ulaşana kadar bekleyeceğim. A letter arrived for you this morning. / Bu sabah sizin için bir mektup geldi.

  • Arrow: Ok, Ok işareti

Use the arrow keys to move the cursor. / İmleci hareket ettirmek için ok tuşlarını kullanın.

  • Art: Sanat, sanatsal, hüner, ustalık

Contemporary art / Çağdaş sanat Collection of art and antiques / Sanat ve antika koleksiyonu

  • Article: Makale, madde, eşya, nesne, sözleşmeyle bağlanmak

Have you seen that article about young fashion designers? / Genç moda tasarımcıları hakkındaki makaleyi gördünüz mü? Articles of clothing / Giyim eşyaları

  • Artificial: Yapay, suni

Job interview is a very artificial situation. / İş görüşmesi çok yapay bir durumdur.

  • Artist: Sanatçı, ressam

A graphic artist  /  Bir grafik sanatçısı

  • Artistic: Sanatsal, sanatçı ruhlu, güzel sanatlarla ilgili

The artistic works of the period  /  Dönemin sanatsal eserleri She comes from a very artistic family. / O çok sanat ruhlu bir aileden geliyor.

  • As: Olarak, gibi, kadar, iken, olduğu gibi

As she grew older she gained in confidence. / O yaşlanırken güven kazandı. She’s very tall, as is her mother. / O annesi gibi uzun.

  • Ashamed: Mahcup, utanmış

 

  • Aside: Bir tarafa, bir yana

She pulled the curtain aside. / O bir tarafa perde çekti.

  • Aside from: -den başka, dışında

 

  • Ask: Sormak, istemek, rica etmek

Can I ask a question?  /  Ben bir soru sorabilir miyim? All the students were asked to complete a questionnaire.  /  Bütün öğrencilerin bir anket doldurmaları istendi.

  • Asleep: Uykuda, uyumuş

The police found him asleep in a garage. / Polis onu garajda uyurken buldu.

  • Aspect: Görünüm, görünüş, yön, cephe

The book aims to cover all aspects of city life.  /  Kita şehir hayatının bütün yönlerini kapsıyor.

  • Assistance: Yardım, destek

He can walk only with the assistance of crutches.  /  O yalnız koltuk değneklerinin yardımı ile yürüyebilir.

  • Assistant: Yardımcı, asistan, tezgahtar

Assistant Attorney General William Weld  /  Yardımcı başsavcı William Weld

  • Assist: Yardım, destek, sayı yapma pası

Anyone willing to assist can contact with this number.  /  Yardımcı olmayı isteyen herkes bu numara ile irtibat kurabilir.

  • Associate: Ortak, arkadaş, dost, birleştirmek, çağrıştırmak, bağdaştırmak, ilişkilendirmek

I always associate the smell of baking with my childhood.  /  Fırının kokusu bana daima çocukluğumu çağrıştırır. Most people immediately associate addictions with drugs, alcohol and cigarettes.  /  İnsanların çoğu uyuşturucu, alkol ve sigarayı bağımlılık ile ilişkilendirir.

  • Associated: İlişkili, birleşmiş

Salaries and associated costs have risen substantially.  /  Maaşlar ve ilişkili maliyetler önemli ölçüde artmıştır.

  • Association: Dernek, ortaklık, iş birliği

Football Association  / Futbol derneği

  • Assume: Üstlenmek, farz etmek, saymak, varsaymak

In the story the god assumes the form of an eagle.  /  Hikayede tanrı bir kartal şeklinde varsayılır. The court assumed responsibility for the girl’s.  /  Mahkeme kızın sorumluluğunu üstlendi.

  • Assure: Sağlamak, temin etmek, garanti etmek

This achievement has assured her a place in the history books.  /  Bu başarı onun tarih kitaplarındaki yerini garanti etti.

  • At: -de, -da, -ye, -ya, -e, -a, savaşçı, asker

At the corner of the street  /  Caddenin köşesinde They arrived late at the airport.  /  Onlar havaalanına geç geldi. We left at 2 o’clock.  /  Biz saat 2′de ayrıldık.

  • Atmosphere: Atmosfer

Pollution of the atmosphere / Atmosfer kirliliği Saturn’s atmosphere /  Satürnün atmosferi

  • Atom: Atom, zerre, çok az miktar

The splitting of the atom  / Atom bölme

  • Attach: Eklemek, bağlamak, takmak, iliştirmek

 

  • Attached: Bağlı, ekli, takılı

I’ve never seen two people so attached to each other. / Ben birbirine öyle bağlı iki insan görmemiştim. The research unit is attached to the university. / Araştırma ünitesi üniversiteye bağlıdır.

  • Attack: Saldırı, atak, hücum

A woman was attacked and robbed by a gang of youths.  /  Genç bir çete tarafından bir kadın saldırıya uğradı ve soyuldu. The man attacked him with a knife. / Adam bir bir bıçakla ona saldırdı.

  •  Attempt: Girişim, teşebbüs, denemek

I will attempt to answer all your questions. / Bütün sorularınızı cevaplamayı deneyeceğim. The prisoners attempted to escape, but failed.  / Mahkumlar kaçmaya çalıştı, fakat başarısız oldu.

  • Attempted: Teşebbüs etmek, denemek, kalkışmak

We were shocked by his attempted suicide.  /  Biz onun intihar girişiminden şok olduk.

  • Attend: Katılmak, devam etmek, bir yere gitmek, hazır bulunmak, hizmet etmek

Our children will attend the same school. / Çocuklarımız aynı okula gidecek. The meeting was attended by 90% of shareholders. / Hissedarların % 90′ı toplantıya katıldı.

  • Attention: Dikkat, ilgi, özen

She tried to attract the waiter’s attention. / O garsonun dikkatini çekmeye çalıştı.

  • Attitude: Tutum, tavır, davranış

If you want to pass your exams you’d better change your attitude!  / Sınavlarınızı geçmek istiyorsanız tavırlarınızı değiştirseniz daha iyi olur.

  • Attorney: Avukat

 

  • Attract: Çekmek, cezbetmek

The exhibition has attracted thousands of visitors.  / Sergi binlerce ziyaretçi çekti.

  • Attraction: Cazibe, çekicilik

Buckingham Palace is a major tourist attraction.  /  Buckingham sarayı önemli bir turist çekim merkezidir.

  • Attractive: Cazip, ilgi çekici

I like John but I don’t find him attractive physically.  /  Ben John’u beğenirim ama fiziksel olarak onu çekici bulmuyorum.

  • Audience: İzleyici, dinleyici, seyirci

The audience clapping for 10 minutes.  /  Seyirci 10 dakikadır alkışlıyor. Movie audiences  /  Film izleyicileri

  • August: Ağustos

 

  • Aunt: Teyze, hala, yenge

My aunt lives in Canada.  /  Teyzem Kanada’da yaşıyor.

  • Author: Yazar

Who is your favourite author?  /  En sevdiğiniz yazar kim?

  • Authority: Otorite, yetki, uzman, bilirkişi

in a position of authority / bilirkişi pozisyonunda Only the manager has the authority to sign cheques. / Sadece yönetici çekleri imzalama yetkisine sahiptir.

  • Automatic: Otomatik, kendi kendine olan

A fully automatic driverless train  /  Tam otomatik sürücüsüz tren Automatic transmission / Otomatik vites

  • Autumn: Sonbahar, güz

in the autumn of 2013 / 2013′ün sonbaharında It’s been a very mild autumn this year.  /  Bu yıl sonbahar çok ılıman oldu.

  • Available: Mevcut, geçerli, hazır, müsait

We’ll send you a copy as soon as it becomes available.   /  Hazır olur olmaz size bir kopya göndereceğiz.

  • Average: Ortalama

The average of 4, 5 and 9 is 6.  /  4, 5 ve 9′un ortalaması 6′dır.

  • Avoid: Önlemek, kaçınmak

The name was changed to avoid confusion with another firm. / Başka bir firma ile karışıklığı önlemek için adı değiştirildi.

  • Awake: Uyanık, farkına varmak

I was still awake when he came to bed.  /  O yatağa gittiği zaman ben hâlâ uyanıktım.

  • Award: Ödül, karar, hüküm, vermek

The judges awarded equal points to both finalists.   /  Uzmanlar her iki finalisti eşit puanla ödüllendirdi.

  • Aware: Farkında, haberdar, uyanık

He was aware of the problem. / O, sorunun farkındaydı.

  • Away: Uzak, uzakta, deplasmanda

The beach is a mile away.  /  Sahil bir mil uzakta.

  • Awful: Korkunç, berbat, müthiş, oldukça büyük

The weather last summer was awful. / Geçen yaz hava berbattı.

  • Awfully: Çok, son derece, müthiş bir şekilde

I’m awfully sorry for this problem. / Ben bu problem için çok üzgünüm.

  • Awkward: Garip, beceriksiz, sakar, ters, kullanışsız

There was an awkward silence. / Bir garip sessizlik vardı. Don’t ask awkward questions.  / Garip sorular sorma.

Bir önceki yazımız olan YDS Puan Hesaplama başlıklı makalemizi de okumanızı öneririz.

YDS’de En Çok Çıkan 3000 Kelime ve Örnek Cümleler” üzerine 39 yorum

  1. ARKADAŞIM SAGOL AMA M HARFİNDEN SONRAKİLER YOK. KAYNAK SİTEYİ YAYINLA DA ORADAN BAKALIM. YARI YOLDA KOYMAYIN BİZİ.

    1. GERÇEKTEN tam istediğim gibi bi çalışma olmuş yapanların ellerine sağlık Allah razı olsun emeği geçen herkesten….Lütfen devamını da yayınlar mısınız… SINAV gelmek üzere :(

  2. Merhabalar,güzel bir çalışma olmuş fakat devamını da yayınlar mısınız. Eğer mümkünse klasör halinde bulunuyorsa mail hesabıma atmanızı rica etsem ?

  3. Merhabalar her şeyden önce büyük emek harcayarak, toplum yararına böyle bir çalışmayı paylaştığınız için bütün samimiyetimle teşekkür ederim. Ben Doktora eğitimi için önümüzdeki YDS’ye kendi imkan ve olanaklarımla hazırlanıyorum. Kelime sorularında neye dikkat etmeliyim ve nasıl bir tavsiyeniz olur, ayrıca kelimeler “M”den sonra yok bana rica etsem eposta adresime bu yapmış olduğunuz çalışmanın devamını atarmısınız. Saygılarımla…

  4. çok güzel bir paylaşım lakin M’den sonraki kelimeleride bir an önce paylaşırsanız çok büyük hayır duası alırsınız.

  5. Gerçekten Çoooook güzel bi çalisma olmuş hazirlayanlardan Allah razi olsun…Lütfen bizi yari yolda birakmayin M harfindan sonrakilari da yayinlarsaniz cooook seviniriz…sinava az kaldi… Tekrar Teşekkur ederim….

  6. lütfen en kısa zamanda m harfinden sonraki kelimeleri ekleyebilir misiniz?kelimeler çok güzel ve rahat çalışılıyordu.sınava az kaldı.diğer kaynaklar bu kadar rahat çalışılmıyor.

  7. EMEĞİNİZ İÇİN ÇOK AMA ÇOK TEŞEKKÜRLER ÇOK FAYDALI OLACAĞINA İNANIYORUM BU ÇALIŞMANIN EMEĞİ OLAN HERKEZE TEŞEKKÜRLER.

    M OLAYDI İYİYDİ :)

  8. M harfinden sonraki bütün harflerinde eklenmesini rica ediyorum ,nezaman yüklersiniz acaba tam dosyası varsa gmail hesabıma atmanızı istiyorum mümkünse . bu tür çalışmalarınızın çoğalması ile birlikte iyi çalışmalar

      1. Allah razı olsun admin sonunda tamamliyorsunuz galeba bayadır sizi takip ediyordum ne zaman tamamlicaksiniz diye…bugün farkettim N ve O harfini de eklemiişsiniz…15 ağostusta tamamlarsaniz süper olacak…şimdide emeği geçen herkese teşekkürler ederim….ellerinize sağlık

        1. Rica ederim. Sizden de Allah razı olsun… En kısa zamanda tamamlayacağız inşallah. Saygılar, iyi çalışmalar…

          1. Pardon 07.Eylül’e kadar tamamlarsaniz sevinirim diye yazacaktım 15 Ağustos yazmışım :) bi düzeltme yapım istedim :) yine de çok teşekkürler bugün baktım R harfına kadar tamamlamişsiniz….inşallah yakın zamanda tamamlanacaktır….Ellerinize tekrar sağlık

    1. Gelecek efendim. Bir takım şahsi problemlerden ötürü gecikme yaşandı ama mümkün olan en kısa zamanda tamamlayacağız.

  9. sayın admin, elinize emeğinize sağlık. çok yararlı bir paylaşım olmuş ayrıca sitede çok güzel..Allah razı olsun.

  10. Hakkaten cok faydali olmus ya emege saglik kim ya da kimler hazirladiysa, cok tesekkurler. Takipteyim devami da gelir umarim yakinda.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>