YDS'de En Çok Çıkan 3000 Kelime ve Örnek Cümleler | ÖSYM Kılavuzu - Part 19
 

YDS’de En Çok Çıkan 3000 Kelime ve Örnek Cümleler

  • Sack: Kovmak, görevden almak, çuval

She was sacked for refusing to work on Sundays.  /  O Pazar günleri çalışmayı reddettiği için görevden alındı.

  • Sadly: Ne yazık ki, üzüntülü bir şekilde

She shook her head sadly.  /  O üzüntülü bir şekilde başını salladı.

  • Sadness: Üzüntü, hüzün, keder

I felt a deep sadness.  /  Ben derin bir üzüntü hissettim.

  • Sad: Üzücü, üzgün, hüzünlü

She looked sad and tired. / O üzgün ve yorgun görünüyordu. a sad story  /  hüzünlü bir hikaye

  • Safely: Güvenle, güvenli bir şekilde

The plane landed safely.  /  Uçak güvenli bir şekilde indi. The money is safely locked in a drawer.  /  Para güvenli bir çekmecede kilitli.

  • Safe: Güvenli, emin, güvencede

The children are quite safe here.  /  Çocuklarımız burada oldukça güvencededir.

  • Safety: Güvenlik, emniyet, koruyucu

a place where children can play in safety  /  çocukların güvenlik içinde oynayabileeği bir yer

  • Sailing: Yelken, yelkencilik, gemi yolculuğu

a sailing club  /  bir yelken kulübü

  • Sailor: Denizci, gemici

Sailor is a brave man.  /  Denizci cesur bir adamdır.

  • Sail: Yelken, denize açılmak, gemi yolculuğu

The vessel can be propelled by oars or sail.  /  Gemi kürek ve yelken ile hareket edebilirdi.

  • Salad: Salata

Is cold meat and salad OK for lunch?  /  Öğle yemeği için soğuk et  ve slata iyi mi? a chicken salad  /  bir tavuk salatası

  • Salary: Maaş

a 9% salary increase  /  % 9 maaş artışı

  • Sale: Satış

regulations governing the sale of alcoholic beverages  /  alkollü içeceklerin satışına ilişkin düzenlemeler

  • Salt: Tuz

a pinch of salt  /  bir tutam tuz sea salt  /  deniz tuzu

  • Salty: Tuzlu

salty food  /  tuzlu yiyecek

  • Same: Aynı, benzer

He gave me five dollars, same as usual.  /  Bana beş dolar verdi, aynı her zamanki gibi

  • Sample: Örnek, numune

a sample survey  /  örnek bir anket The survey covers a representative sample of schools.  /  Anket okulların temsili bir örneğini içerir.

  • Sand: Kum

Concrete is a mixture of sand and cement.  /  Beton kum ve çimento karışımıdır.

  • Satisfaction: Memnuniyet, hoşnutluk

The company is trying to improve customer satisfaction.  /  Şirket müşteri memnuniyetini iyileştirmeye çalışıyor.

  • Satisfied: Memnun

a satisfied customer /  memnun müşteri

  • Satisfying: Tatmin edici, doyurucu

a satisfying experience  / tatmin edici bir deneyim

  • Satisfy: Karşılamak, tatmin etmek

The education system must satisfy the needs of all children.   /  Eğitim sistemi bütün çocukların ihtiyaçlarını karşılamalıdır.

  • Saturday: Cumartesi

I will take the exam on Saturday.  /  Cumartesi sınava gireceğim.

  • Sauce: Sos, salça

ice cream with a hot fudge sauce  /  sıcak çikolata soslu dondurma

  • Save: Kurtarmak, korumak, kaydetmek

He’s trying to save their marriage.  /  O evliliklerini kurtarmaya çalışıyor.

  • Saving: Tasarruf, birikim, kurtarma

I opened a savings account at my local bank.  /  Ben, yerel bankamda bir tasarruf hesabı açtım. He put all his savings into buying a boat.  /  O, bir tekne satın almak için bütün birikimini ortaya koydu.

  • Say: Söylemek, söz

‘Hello!’ she said.  /  ‘Merhaba!’ dedi. He said that his name was Sam.  /  O adının Sam olduğunu söyledi.

  • Scale: Ölçek, ölçü

Here was corruption on a grand scale.  /  Burada büyük ölçüde bir yolsuzluk oldu. On a global scale, 77% of energy is created from fossil fuels.  /  Küresel ölçekte enerjinin % 77’si fosil yakıtlarından oluşur.

  • Scared: Korkmuş, ürkmüş

People are scared to use the buses late at night.  /  İnsanlar gece geç saatlerde otobüsleri kullanmaya korkuyor. The thieves got scared and ran away.  /  Hırsızlar korkmuş ve kaçmış.

  • Scare: Korku, korkunç, korkutmak, ürpermek

scare story  /  korkunç bir hikaye

  • Scene: Sahne, olay yeri

Firefighters were on the scene immediately.  /  İtfaiyeciler derhal olay yerindeydi. The movie opens with a scene in a New York.  /  Film New York’taki bir sahne ile başlar.

  • Schedule: Program, tarife, zamanlamak

I’m scheduled to arrive in Los Angeles at 5 o’clock.  /  Ben saat 5’te Los Angeles’ta olmayı planlıyorum.

  • Scheme: Şema, plan, düzen, programı, tasarlamak

a training scheme  /  bir eğitim planı

  • School: Okul

My brother and I went to the same school.  /  Kardeşim ve ben aynı okula gittik. We need more money for roads, hospitals and schools.  /  Yollar, hastaneler ve okullar için daha fazla paraya ihtiyacımız var.

  • Science: Bilim

new developments in science and technology  /  bilim ve teknolojideki yeni gelişmeler

  • Scientific: Bilimsel

a scientific discovery  /  bilimsel bir keşif

  • Scientist: Bilim adamı

scientists and engineers  /  bilim adamları ve mühendisler

  • Scissors: Makas

She used scissors to cut off his shirt.   /  O, gömleğini kesmek için makas kullandı.

  • Score: Puan, sayı yapmak, skor

Girls usually get a high score from the language exam.  /  Kızlar genellikle dil sınavlarından yüksek puan alır.

  • Scratch: Çizik, sıyrık, kazımak

Her hands were covered with scratches  /  Elleri çizikler ile kaplıydı.

  • Scream: Çığlık, bağırma

They ignored the baby’s screams.   /  Onlar, bebeğin çığlıklarını duymazdan geldi.

  • Screen: Ekran, perde

a computer screen  /  bir bilgisayar ekranı

  • Screw: Vida

The bookcase screwed to the wall. / Kitaplık duvara vidalı.

  • Seal: Mühür

The letter bore the president’s seal.  /  Mektup başkanın mührünü taşıyordu.

  • Search: Arama, araştırma, arama yapmak

Police searched for clues in the area.  /  Polis bölgede ipuçları aradı. I found these photos while searching among some old papers.  /  Bazı eski kağıtların arasında arama yaparken bu fotoğrafları buldum.

  • Sea: Deniz

The wreck is lying at the bottom of the sea.  /  Gemi enkazı denizin dibinde yatıyor.

  • Season: Sezon, mevsim

He scored his first goal of the season on Saturday.  /  O, Cumartesi günü sezonun ilk golünü attı.

  • Seat: Koltuk

She sat back in her seat.   /  O koltuğuna geri oturdu. Would you prefer a window seat or an aisle seat?  /  Pencere koltuğu mu yoksa koridor koltuğu mu tercih edersiniz?

  • Secondary: İkincil, orta dereceli, ortaokul

secondary teachers  / ortaokul öğretmenleri a secondary infection  /  ikincil bir enfeksiyon

  • Second: İkinci

We have one child and are expecting our second in July.  /  Bizim bir çocuğumuz var ve Temmuz ayında ikinciyi bekliyoruz. She came second in the marathon.  /  O maratonda ikinci geldi.

  • Secretary: Sekreter

Please contact with my secretary for make an appointment.  /  Lütfen randevu almak için sekreterimle irtibata geçiniz.

  • Secret: Sır, gizli, saklı

Can you keep a secret?  /  Sır tutabilir misin? She was dismissed for revealing trade secrets.  /  O ticari sırları ifşa ettiği için görevden alındı.

  • Section: Bölüm, kesit

That section of the road is still closed.  /  Yolun bir bölümü hala kapalıdır.

  • Sector: Sektör

the manufacturing sector  /  imalat sektörü

  • Secure: Güvenli, korumak

The future of the company looks secure.  /  Şirketin geleceği güvenli görünüyor.

  • Security: Güvenlik, emniyet

They carried out security checks at the airport.  /  Onlar havaalanında güvenlik kontrollerini gerçekleştirdi.

  • Seed: Tohum, çekirdek

These vegetables can be grown from seed.  /  Bu sebzeler tohumdan yetiştirilebilir. seed potatoes  /  tohumluk patates

  • Seek: Aramak, araştırmak

Drivers are advised to seek alternative routes.  /  Sürücülerin alternatif rotalar aramaları tavsiye ediliyor.

  • Seem: Görünmek, gibi görünmek

You seem happy.  /  Sen mutlu görünüyorsun.

  • See: Görmek

She looked for him but couldn’t see him in the crowd.  /  Onun için baktı ama kalabalıkta onu göremedi.

  • Selection: Seçim

selection criteria   /  seçim kriterleri

  • Select: Seçme

He hasn’t been selected to the team.  /  O takıma seçilmemiş.

  • Self: Kendi, öz, benlik, bireysel, kişilik

Many people living in madhouses have lost their sense of self.  /  Tımarhanelerde yaşayan birçok insan benlik duygusunu kaybetmiş.

  • Sell: Satmak

Do you sell stamps?  /  Pul satıyor musunuz? Their last album sold millions.   /  Onların son albümü milyonlarca sattı.

  • Senate: Senato

a member of the Senate  /  bir Senato üyesi

  • Senator: Senatör

She has served as a Democratic senator for North Carolina since 2009.  /  O 2009’dan beri Kuzey Coralina için Demokratik senatör olarak görev yapmıştır.

  • Send: Göndermek, yollamak

She sent the letter by airmail.  /  O, uçak postası ile mektup gönderdi.

  • Senior: Kıdemli, üst, yaşça büyük, son sınıf öğrencisi

My brother is my senior by two years.  /  Benim kardeşim iki yıl kadar büyüktür.

  • Sense: Duyu, duygu, his, anlam

the sense organs  /  duyu organları Dogs have a keen sense of smell.  /  Köpekler keskin bir koku hissine sahiptir.

  • Sensible: Duyarlı, hassas, farkında, makul, mantıklı

Say something sensible.  /  Mantıklı bir şey söyle. I am sensible of the fact that mathematics is not a popular branch.  /  Ben matematiğin popüler bir branş olmadığı gerçeğinin farkındayım.

  • Sensitive: Hassas, duyarlı

a sensitive and caring man  /  duyarlı ve yardımsever bir adam

  • Sentence: Cümle, ceza, hüküm vermek, cezalandırmak

Sentence is begins with a capital letter and ends with a punctuation mark.   /  Cümle büyük bir harfle başlar ve nokta işaretiyle biter. The prisoner has served completed his sentence and will be released tomorrow.  /  Mahkum yarın cezasını tamamlamış serbest bırakılmış olacak.

  • Separate: Ayrı, ayrılmak, müstakil, bireysel

South America and Africa separated 200 million years ago.  /  Güney Amerika ile Afrika 200 milyon yıl önce ayrıldı. Politics is the only thing that separates us.  /  Siyaset bizi ayıran tek şey.

  • Separation: Ayırma, ayrılık

They were reunited after a separation of more than 20 years.  /  Onlar 20 yılı aşkın bir ayrılık sonrası tekrar bir araya geldi.

  • Separately: Ayrı ayrı, tek başına

Husband and wife are assessed separately for tax.  /  Koca ve eşi vergi için ayrı ayrı değerlendirilir.

  • September: Eylül

I was born in September.  /  Ben Eylül ayında doğdum.

  • Series: Dizi, seri

The first episode of the new series is on Saturday.  /  Yeni dizinin ilk bölümü Cumartesi.

  • Seriously: Cidden, ciddi olarak, ağır şekilde

They are seriously concerned about security.  /  Onlar güvenlik konusunda cidden endişe duyuyorlar.

  • Serious: Ciddi, önemli, ağır

They are a serious threat to security.  / Onlar güvenlik için ciddi bir tehdittir. The consequences could be serious. / Sonuçlar çok ağır olabilir.

  • Servant: Hizmetkar, uşak

They treat  like a servant to their mother .  /  Onlar annelerine bir hizmetçi gibi davranır.

  • Serve: Servis, hizmet vermek

Breakfast is served between 7 and 10 a.m.   /  Kahvaltı 7 ile 10 arasında servis edilir.

  • Service: Hizmet, servis

The government aims to improve public services, especially education.   /  Hükümet kamu hizmetlerini, özellikle eğitimi geliştirmeyi amaçlıyor.

  • Session: Oturum, dönem, seans

Two soccer fans plunged to their deaths after a heavy drinking session.  /  İki futbol taraftarı ağır bir içme seansından sonra ölüme daldı.

  • Set: Set, ayarlamak, kurmak

a complete set of her novels  /  onun romanlarının tam bir seti

  • Settle: Anlaşmak, yerleşmek, yerleştirmek

There is pressure on the unions to settle.  /  Anlaşma için sendikalar üzerinde baskı var. I settled her on the sofa and put a blanket over her.  / Ben onu koltuğa yerleştirdim ve üzerine bir battaniye koydum.

  • Seven: Yedi

We have seven grandchildren.  /  Bizim yedi torunumuz var.

  • Seventeen: On yedi

I am seventeen years old.  /  Ben on yedi yaşındayım.

  • Seventy: Yetmiş

There are seventy students in our class.  /  Sınıfımızda yetmiş öğrenci var.

  • Several: Çeşitli, birkaç

Several letters arrived this morning.   /  Bu sabah birkaç mektup geldi. He’s written several books about India.   /  O Hindistan hakkında çeşitli kitaplar yazmış.

  • Severe: Şiddetli, ağır, sert, ciddi

severe weather conditions   /  ağır hava koşulları Strikes are causing severe disruption to all train services.  /  Grevler tüm tren seferlerinde ciddi aksamalara neden oluyor.

  • Sewing: Dikiş

a sewing basket  /  bir dikiş sepeti

  • Sew: Dikmek, dikiş yapmak

My mother taught me how to sew.  /  Annem bana dikiş yapmayı öğretti.

  • Sexual: Cinsel

Her interest to him is purely sexual.  /  Ona olan ilgisi tamamen cinsel.

  • Shade: Gölge

We sat down in the shade of the wall.  /  Biz duvarın gölgesinde oturduk. The temperature can reach 40°C in the shade.  /  Sıcaklık gölgede 40° dereceye ulaşabilir. These plants grow well in sun or shade.  /  Bu bitkiler güneşte veya gölgede iyi yetişir.

  • Shadow: Gölge, karanlık, karartmak, gölgelemek

It is the shadow of our balloon.   /  O bizim balonun gölgesidir.

  • Shake: Sarsıntı, sallamak, titremek

Shake the bottle before opening.  /  Şişeyi açmadan önce çalkalayınız.

  • Shallow: Sığ, derin olmayan yer, yüzeysel

These fish are found in shallow waters around the coast.  /  Bu balıklar sahil çevresindeki sığ sularda bulunur.

  • Shall: -ecek, acak, -meli

This time next week I shall be in Scotland.   /   Gelecek hafta bu zaman ben İskoçya’da olacağım.

  • Shame: Utanç, ayıp, utandırmak, mahcup etmek

She hung her head in shame.  /  O utançla başını eğdi.

  • Shaped: Şekilli, biçimli

a huge balloon shaped like a giant cow  /  dev bir inek şeklinde büyük bir balon

  • Share: Pay, hisse, paylaşmak

Next year we hope to have a bigger share of the market.   /  Önümüzdeki yıl pazarın daha büyük bir payına sahip olmayı umuyoruz. a share certificate  /  bir hisse senedi I want to share my food with my friends.  /  Ben yiyeceklerimi arkadaşlarımla paylaşmak istiyorum.

  • Sharply: Keskin bir şekilde, sertçe, aniden, sivri bir halde

‘Is there a problem?’ he asked sharply.  /  “Bir problem var mı ?”diye sertçe sordu. Profits fell sharply following the takeover.   /  Devralmayı takiben kârlar aniden  düştü.

  • Sharp: Keskin, ani, net, sivri, sert

a sharp knife  /  keskin bir bıçak a sharp drop in prices  /  fiyatlarda ani bir düşüş

  • Shave: Tıraş, tıraş olmak

The nurse washed and shaved him.   /  Hemşire onu yıkadı ve tıraş etti.

  • Sheep: Koyun

Sheep were grazing in the fields.  /  Koyunlar kırlarda otluyordu.

  • Sheet: Çarşaf, levha, yaprak, tabaka

Have you changed the sheets?  /  Çarşafları değiştirdiniz mi?

  • Shelf: Raf

The book I wanted was on the top shelf.  /  İstediğim kitap en üst raftaydı.

  • Shell: Kabuk, deniz kabuğu

We collected shells on the beach.  /  Biz sahilde deniz kabuğu topladık. walnut shells  /  ceviz kabukları

  • Shelter: Barınak, sığınak, sığınmak

Your home is your shelter.  /  Eviniz sizin barınağınızdır.

  • She: O (bayanlar için)

‘What does your sister do?’ ‘She’s a dentist.’  /  Kardeşin ne yapıyor? O bir dişçi.

  • Shift: Vardiya, değiştirmek

a dramatic shift in public opinion  /  kamuouyunda çarpıcı bir değişiklik

  • Shine: Parlatıcı, parlamak

A light was shining in the distance.  /  Uzakta bir ışık parlıyordu. Her eyes were shining with excitement.  /  Onun gözleri heyecanla parlıyordu.

  • Shiny: Parlak, parlamış

His face was flushed and shiny.  /  Yüzü kızarmış ve parlamıştı.

  • Ship: Gemi, tekne

There are two restaurants on board ship.  /  Gemide iki restoran vardır.

  • Shirt: Gömlek

He was wearing a red shirt and gloves.  /  O kırmızı bir gömlek ve eldiven giymişti.

  • Shocking: Şok edici, korkunç

shocking behaviour  /  şok edici davranış

  • Shoe: Ayakkabı

a pair of shoes  /  bir çift ayakkabı

  • Shooting: Silahlı atış, çekim, atıcılık, avcılık

Terrorist groups claimed responsibility for the shootings and bomb attacks.  /  Terörist gruplar silahlı ve bombalı saldırıların sorumluluğunu üstlendi. Shooting began early this year.  /  Çekim bu yıl erken başladı. the shooting season  /  avcılık sezonu

  • Shoot: Vurmak, çekmek, ateş etmek

The police rarely shoot to kill  /  Polis nadiren öldürmek için ateş eder.

  • Shopping: Alışveriş

a shopping basket  /  bir alışveriş sepeti

  • Shop: Dükkan, mağaza, alışveriş

He likes to shop at the local market.  / O yerel pazarda alışverişi seviyor. a book shop / bir kitap dükkanı

  • Shortly: Kısaca, kısa bir süre, yakında

I saw him shortly before he died.  /  Ölmeden kısa bir süre önce onu gördüm.

  • Short: Kısa

He had short and curly hair.  /  Kısa ve kıvırcık saçları vardı.

  • Shoulder: Omuz

He slung the bag his shoulder.  /  O, çantayı omzuna asmış. He carried the child on his shoulders.  /   O, çocuğu omuzlarında taşıdı.

  • Should: -meli, -malı

He should have been more careful.  /  O, daha dikkatli olmalıydı.

  • Shout: Seslenmek, bağırmak, haykırış

I heard her warning shout too late.  /  Onun uyarı haykırışını çok geç duydumç

  • Shower: Duş

Children came together in the shower.  /  Çocuklar duşa birlikte girdi.

  • Show: Göstermek, gösteri

She’s the star of the show!  /  O, gösterinin yıldızı.

  • Shut: Kapalı, kapatmak, kapanmış

The door was shut.  /  Kapı kapalıydı. Keep your eyes shut.  /  Gözlerini kapalı tut.

  • Shy: Utangaç

Don’t be shy. Come and say hello.  /  Utanma. Gel ve merhaba de.

  • Sick: Hasta, rahatsız

Her mother’s very sick.  /  Onun annesi çok hasta.

  • Side: Yan, taraf

the right side of the brain / beynin sağ tarafı She was on the far side of the room.  /  O, odanın uzak tarafındaydı.

  • Sideways: Yana, yandan, yanlamasına

She sat sideways on the chair.  /  O, sandalyeye yanlamasına oturdu.

  • Sight: Görebilme, görme, görünme

The disease has affected her sight.  /  Hastalık onun görmesini etkiledi.

  • Signal: Sinyal, işaret, sinyal vermek

Did you signal before you turned right?  /  Sağa dönmeden önce sinyal verdiniz mi?

  • Signature: İmza

They collected 10000 signatures for their petition.  /  Onlar dilekçeleri için 10000 imza topladı.

  • Significantly: Anlamlı, önemli ölçüde

Profits have increased significantly over the past few years.  /  Kârlar son birkaç yılda önemli ölçüde artmıştır.

  • Significant: Önemli, anlamlı

a highly significant discovery  /  son derece önemli bir keşif The results of the experiment are not statistically significant.  /  Deney sonuçları istatistiksel olarak önemli değildir.

  • Sign: İşaret, iz, imzalamak

The treaty was signed on 24 March.  /  Anlaşma 24 Martta imzalandı imzalandı.

  • Silence: Sessizlik

Their footsteps echoed in the silence.  /  Onların ayak sesleri sessizlik içinde yankılandı.

  • Silent: Sessiz, suskun

The streets were silent and deserted.  /  Sokaklar sessiz ve ıssızdı.

  • Silk: İpek, ipekli

a silk blouse  /  ipek bluz Her skin was as smooth as silk.  /  Teni ipek gibi pürüzsüzdü.

  • Silly: Aptal, aptalca, salak

a silly idea  /  aptalca bir fikir

  • Silver: Gümüş, gümüş rengi

a silver car  /  gümüş rengi bir araba

  • Similarly: Benzer şekilde, aynı, bunun gibi

Husband and wife were similarly successful in their careers.  /  Koca ve eşi kariyerlerinde benzer şekilde başarılı oldu.

  • Similar: Benzer

My teaching style is similar to that of most other teachers.  /  Benim öğretim stilim diğer öğretmenlerin birçoğununkiyle benzer.

  • Simple: Basit, kolay

This machine is very simple to use.  /  Bu makinenin kullanımı çok kolaydır.

  • Simply: Basitçe, sade bir şekilde, sadece

Simply add hot water and stir.  /  Sadece sıcak su ekleyin ve karıştırın.

  • Sincerely: İçtenlikle, samimiyetle

I sincerely believe that this is the right decision.  /  Ben içtenlikle bunun doğru karar olduğuna inanıyorum.

  • Sincere: Samimi, içten

Please accept our sincere thanks.   /  Bizim içten teşekkürlerimizi kabul edin lütfen. a sincere apology  /  samimi bir özür

  • Since: -den beri, o zamandan beri

He left home two weeks ago and we haven’t heard from him since.  /  O, iki hafta önce evi terk etti ve biz o zamandan beri ondan haber almadık.

  • Singer: Şarkıcı

She’s a wonderful singer.  /  O harika bir şarkıcı.

  • Singing: Şarkı, şarkı söyleme, ötme

The sound of singing came from the kitchen.  /  Mutfaktan şarkı söyleme sesi geldi.

  • Single: Tek, bir, tek kişilik (örn. bilet)

How much is a single to York?  /  York’a bir kişilik (bilet) ne kadar?

  • Sing: Söylemek, şarkı söylemek

She usually sings in the shower.  /  O genellikle duşta şarkı söyler.

  • Sink: Lavabo, batmak, gömülmek, düşmek

The ship sank to the bottom of the sea.  /  Gemi denizin dibine battı.

  • Sir: Efendim

Good morning, sir. Can I help you?  /  Günaydın efendim. Size yardımcı olabilir miyim? ‘Thank you very much.’ ‘You’re welcome, sir. Have a nice day.’  /  ‘Çok teşekkür ederim.’ Rica ederim, efendim. Iyi günler. ‘

  • Sister: Kız kardeş

She’s my sister. / O, benim kız kardeşim. They supported their sisters in the dispute.  /  Onlar tartışmada kız kardeşlerini destekledi.

  • Site: Site, yer, mekan

an archaeological site  /  arkeolojik bir alan

  • Sit: Oturmak

May I sit here?  /  Buraya oturabilir miyim? He went and sat beside her.  /  Ben gittim ve onun yanına oturdum.

  • Situation: Durum, yer

We have all been in similar embarrassing situations.  /  Hepimiz ben utanç verici durumlar içinde olmuşuzdur.

  • Six: Altı

I bought six books in today.   /  Ben bugün altı kitap satın aldım.

  • Sixteen: On altı

Sixteen of the car’s color was red.  /  On altı arabanın rengi kırmızıydı.

  • Sixty: Altmış

I was born in this building sixty years ago.  /  Ben altmış yıl önce bu binada doğdum.

  • Size: Boyut, büyüklük, beden,  numara

The facilities are excellent for a town that size.  /  Tesisler bir kasabanın büyüklüğü için mükemmeldir.

  • Skilful: Maharetli, becerikli, yetenekli

a skilful player  /  yetenekli bir oyuncu

  • Skilled: Nitelikli, vasıflı, yetenekli, ustalık gerektiren

Furniture-making is very skilled work.  /  Mobilya yapmak ustalık gerektiren bir iştir.

  • Skill: Beceri, ustalık, yetenek

management skills  /  yönetim becerileri

  • Skin: Cilt, deri, derisini yüzmek

cosmetics for sensitive skins  /  hassas ciltler için bakım ürünleri

  • Skirt: Etek

long/short/straight/pleated, etc. skirt   /  uzun/kısa/düz/pileli vb. etek

  • Sky: Gökyüzü

The sky suddenly went dark and it started to rain.  /  Gökyüzü aniden karardı ve yağmur yağmaya başladı.

  • Sleep: Uyku, uyuma

I need to get some sleep. /  Benim biraz uyumam gerekir. I’ll feel better after a good night’s sleep.  /  Ben iyi bir gece uykusundan sonra daha iyi hissedeceğim.

  • Slice: Dilim, pay, dilimlemek, kesti

Slice the cucumber thinly.  /  İnce bir şekilde salatalık dilimleyin. He accidentally sliced his finger.  /  O kazara parmağını kesti.

  • Slide: Slayt, kayma, kaydırma

You can slide the front seats forward if necessary.   /    Gerekirse koltukları ön tarafa doğru kaydırabilirsiniz.

  • Slightly: Hafifçe, hafiften, biraz, çok az

I knew her slightly.   /  Onu çok az tanıyordum.

  • Slight: Hafif, küçük, önemsiz, azıcık

I woke up with a slight headache.  /  Ben hafif bir baş ağrısı ile uyandım.

  • Slip: Kayma

I ran up the stairs, my foot slipped and I fell.  /  Ben merdivenlerden yukarı koştum, ayağım kaydı ve düştüm.

  • Slope: Eğim, yamaç, eğimli olmak, meyilli olmak

The garden slopes away towards the river.  /  Bahçe nehre doğru eğimli.

  • Slowly: Yavaşça, yavaş bir şekilde, ağır ağır

Please could you speak more slowly?  /  Lütfen daha yavaş bir şekilde konuşabilir misiniz?

  • Slow: Yavaş

Progress was slower than expected.  /  İlerleme beklenenden daha yavaştı.

  • Small: Küçük, ufak

That dress is too small for you.   /   Bu elbise sizin için çok küçük.

  • Smart: Akıllı, zeki, şık

You look very smart in suit.  /  Takım elbisesinin içinde çok şık görünüyorsun. She’s smarter than her brother.  /  O, erkek kardeşinden daha akıllı.

  • Smell: Koku, koklamak

There was a smell of burning in the air.  /  Havada bir yanma kokusu vardı.

  • Smile: Gülümseme, tebessüm

‘hello,’ he said, with a smile. / bir tebessümle ‘merhaba’ dedi.

  •  Smoke: Duman, sigara, sigara içmek

You’re too young to smoke.   /  Sen sigara içmek için çok gençsin.

  • Smoking: Sigara içme, sigara

He’s trying to give up smoking.  /  O, sigarayı bırakmaya çalışıyor.

  • Smoothly: Sorunsuz, düzgünce, kolayca, pürüzsüzce

The engine was running smoothly.  /  Motor sorunsuz çalışıyordu.

  • Smooth: Pürüzsüz, düz

a lotion to make your skin feel soft and smooth  /  cildinizi yumuşak ve pürüzsüz hissetmeniz için bir losyon

  • Snake: Yılan

Python is a kind of snake. / Piton bir yılan çeşididir.

  • Snow: Kar, kar yağması

It snowed for three days without stopping. /  Üç gün boyunca durmadan kar yağdı.

  •  Soap: Sabun

Avoid using perfumed soaps on sensitive skin.  /  Hassas cilt üzerine parfümlü sabun kullanmaktan kaçının.

  • Social: Sosyal, toplumsal

a call for social and economic change  /  sosyal ve ekonomik değişim için bir çağrı

  • Society: Toplum

Racism exists at all levels of society.  /  Irkçılık toplumun her düzeyinde vardır.

  • Sock: Çorap, tokat

a pair of socks  /  bir çift çorap

  • Softly: Yumuşak bir şekilde, hafifçe, usulca

She closed the door softly.  /  O hafifçe kapıyı kapattı.

  • Soft: Yumuşak, hafif

soft feather pillows  /  yumuşak kuş tüyü yastıklar

  • Software: Yazılım, bilgisayar programı

Will the software run on my machine?  /  Yazılım benim makinemde çalışır mı?

  • Soil: Toprak, kir, kirletmek

soil erosion  /  toprak erozyonu

  • Soldier: Asker

soldiers on duty  /  nöbetçi askerler

  • Solid: Katı

liquids and solids  /  sıvılar ve katılar

  • Solution: Çözüm, çözelti

Attempts to find a solution have failed.  /  Çözüm bulma girişimleri başarısız oldu. Do you have a better solution?  /  Daha iyi bir çözümünüz var mı?

  • Solve: Çözmek

You can’t solve anything by running away.  / Sen kaçarak hiçbir şeyi çözemezsin.

  • Somebody: Birisi, kimse

She thinks she’s really somebody in that car.  /  O, gerçekten arabada birisinin olduğunu düşünüyor.

  • Somehow: Bir şekilde, her nasılsa, nedense

She looked different somehow.  /  O, nedense farklı görünüyordu.

  • Someone: Birisi, biri

There’s someone at the door. / Kapıda biri var.

  • Some: Bazı, biraz

All these students are good, but some work harder than others.  /  Bütün öğrenciler iyi; ama bazıları diğerlerinden daha sıkı çalışıyor.

  • Something: Bir şey

Don’t just stand there.Do something!  /  Orada ayakta durma. Bir şey yap!

  • Sometimes: Bazen, ara sıra

Sometimes I go by car.  /  Bazen arabayla giderim. He sometimes writes to me.  /  O, ara sıra bana yazar.

  • Somewhat: Biraz, bir miktar, oldukça

I was somewhat surprised to see him.  /  Ben onu gördüğüme biraz şaşırdım.

  • Somewhere: Bir yerde, bir yere

Can we go somewhere warm?  /  Biz sıcak bir yere gidebilir miyiz?

  • Song: Şarkı

She taught us the words of a French song.  /  O bize Fransızca şarkının sözlerini öğretti. We sang a song together.  /  Biz hep birlikte bir şarkı söyledik.

  • Son: Oğul, erkek evlat

We have two sons and a daughter.  /  Bizim iki oğlumuz ve bir kızmız var.

  • Soon: Yakında

We’ll be home soon.  /  Biz yakında evde olacağız. I soon realized the mistake.  /  Ben yakın zamanda hatayı fark ettim. She sold the house soon after her husband died.  /  O, kocasının ölümünden yakın zaman sonra evi sattı.

  • Sore: Yara, yaralı, ağrılı, acıyan

My stomach is still sore after the operation.  /  Midem, ameliyattan sonra hâlâ acıyor.

  • Sorry: Üzgün, pişman

Sorry, we don’t allow dogs in the house.  /  Üzgünüm, biz evde köpeklere izin vermiyoruz.

  • Sort: Tür, çeşit, sıralama, sınıflandırma, düzenleme

The computer sorts the words into alphabetical order.   /  Bilgisayar kelimeleri alfabetik düzene göre sıralar.

  • So: Yani, dolayısıyla, bu yüzden

It was still painful so I went to see a doctor.  /  Hâlâ acıyordu, bu yüzden bir doktora gittim.

  • Soul: Ruh

There was a feeling of restlessness deep in her soul.  /  Onun ruhunda derin bir huzursuzluk hissi vardı.

  • Sound: Ses, çalmak, ses çıkarmak

His voice sounded strange on the phone.  /  Onun sesi telefonda garip geliyordu. When I saw the smoke, I tried to sound the alarm. /  Ben dumanı gördüğümde alarm sesi çalıştı.

  • Soup: Çorba, et suyu

a bowl of soup  /  bir kase çorba

  • Source: Kaynak

What is their main source of income?  /  Onların ana gelir kaynağı nedir?

  • Sour: Ekşi

a sour smell / ekşi koku

  • Southern: Güney

the southern slopes of the mountains  /  dağların güney yamaçları

  • South: Güney

They live ten miles south of Bristol.  /   Onlar Bristol’un 10 mil güneyinde yaşıyor.

  • Space: Uzay, boşluk, mesafe, alan

There is very little storage space in the department.  /  Bölümümüzde çok az depolama alanı var.

  • Spare: Yedek

I’ve lost my key and I haven’t got a spare.  /  Anahtarımı kaybettim ve bir yedeğine sahip değilim.

  • Speaker: Konuşmacı, spiker, hoparlör

He was a guest speaker at the conference.  /  O konferansta misafir konuşmacıydı.

  • Speak: Konuşmak, söylemek

The President refused to speak to the waiting journalists.  /   Başkan, bekleyen gazetecilere konuşmayı reddetti.

  • Specialist: Uzman, uzman doktor

You need to see a specialist.  /  Sen bir uzman doktora görünmelisin.

  • Specially: Özel olarak, özellikle, bilhassa

We came specially to see you.  /  Biz bilhsassa seni görmeye geldik.

  • Special: Özel

Some of the officials have special privileges.  /  Görevlilerin bazıları özel ayrıcalıklara sahip.

  • Specifically: Özellikle

I specifically told you not to go near the water!   /   Ben özellikle suya yaklaşmamanı söyledim.

  • Specific: Belirli, özel

I gave you specific instructions.  /  Sana özel talimatlar verdim.

  • Speech: Konuşma

Several people made speeches at the wedding.  /  Birkaç kişi düğünde konuşma yaptı.

  • Speed: Hız, hızla, hızlandırmak

He sped away on his bike.  /  O bisikletiyle hızla uzaklaştı.

  • Spelling: Yazım,imla,  heceleme

My spelling is terrible.  /  Benim yazım korkunç.

  • Spell: Hecelemek, ayırmak, büyü

I completely fell under her spell.  /  Ben tamamiyle onun büyüsüne kapıldım. 

  • Spend: Harcamak, geçiştirmek

I’ve spent all my money already.  /  Ben zaten bütün paramı harcadım. The company has spent thousands of pounds updating their computer systems.  /  Şirket, bilgisayar sistemlerini güncellemeye binlerce pound harcadı.

  • Spice: Baharat, heyecan

common spices such as ginger and cinnamon  /  zencefil ve tarçın gibi bilinen baharatlar We need an exciting trip to add some spice to our lives.  /  Hayatımıza biraz  heyecan katmak için heyecan verici bir yolculuk gerekir.

  • Spicy: Baharatlı, acılı, heyecanlı

spicy chicken wings  /  baharatlı tavuk kanatları

  • Spider: Örümcek

She stared in horror to the black spider.  /  O, siyah örümceğe korku içinde baktı.

  • Spin: Dönüş, çevirmek

The plane was spinning without control.  /  Uçak kontrolsüzce dönüyordu.

  • Spirit: Ruh

the power of the human spirit to overcome difficulties  /  zorlukları aşmak için insan ruhunun gücü

  • Spiritual: Manevi, ruhsal

a lack of spiritual values in the modern world  /  modern dünyada manevi değerlerin eksikliği We’re concerned about your spiritual welfare.  /  Sizin ruhsal sağlığınız hakkında endişeliyiz.

  • Spite: Garez, nispet, inat

I’m sure he only said it out of spite.  /  Onun sadece inadına söylediğine eminim.

  • Split: Bölünme, yarık, ayrık, ayrılmış, çatışma

a damaging split within the party leadership  /  parti liderliği içindeki zararlı çatışma There’s a big split in the tent.  /  Çadırda büyük bir yarık var.

  • Spoil: Bozmak, berbat etmek, şımartmak

Don’t let him spoil your evening.  /  Geceni berbat etmesine izin verme.

  • Spoken: Konuşulan, konuşma, konuşan

The spoken language differs considerably from the written language.  /  Konuşma dili yazı dilinden önemli ölçüde farklıdır.

  • Spoon: Kaşık, kepçe

a soup spoon  /  bir çorba kaşığı

  • Sport: Spor, spor yapmak

I’m not interested in sport.  /  Ben sporla ilgilenmiyorum. There are excellent facilities for sport and recreation.  /  Spor ve dinlenme için mükemmel tesisler var.

  • Spot: Nokta, leke, benek

The male bird has a red spot on its beak.  /  Erkek kuşun gagasında kırmızı bir nokta vardır.

  • Spray: Sprey, püskürtmek, serpmek

Spray the conditioner onto your wet hair.  /  Kremi ıslak saç üzerine püskürtün.

  • Spread: Yayılmış, yaymak, yayılma

Shut doors to delay the spread of fire.  /  Yangının yayılmasını geciktirmek için kapıları kapatın.

  • Spring: Bahar, ilkbahar, fırlamak, sıçramak

The attacker sprang out from a doorway.  /  Saldırgan kapı aralığından dışarı fırladı. Flowers open in the spring.  /  Çiçekler bahar aylarında açar.

  • Square: Kare, meydan

The floor was tiled in squares of grey and white marble.  /  Zemin gri ve beyaz mermer kareler ile döşeli. The square of 7 is 49.  /  7’nin karesi 29’dur. Taksim Square / Taksim Meydanı

  • Squeeze: Sıkma, sıkıştırma

a squeeze of lemon juice  /  limon suyu sıkma Seven people in the car was a bit of a squeeze.  /  Arabadaki yedi kişi biraz sıkıştı.

  • Stable: Kararlı, istikrarlı, sabit, ahır, ahırda durmak

I think a few days cleaning in the stable.   /  Ben ahırda birkaç gün temizlik yapmayı düşünüyorum.

  • Staff: Personel, kadro

teaching staff  /  öğretim kadrosu

  • Stage: Sahne, sahnelemek, evre, aşama

The children are at different stages of development.  /  Çocuklar farklı gelişim evrelerinde bulunmaktadır.

  • His parents didn’t want him to go on the stage.  /  Onun ailesi sahneye çıkmasını istemiyordu.

 

  • Stair: Merdiven

We had to carry the piano up three flights of stairs.  /  Biz üç sefer piyanoyu merdivenlerden yukarıya taşımak zorunda kaldık.

  • Stamp: Damga

The box was stamped with the maker’s name.  /  Kutu üreticinin adı ile damgalıydı.

  • Standard: Standart, normal

A standard letter was sent to all candidates.  /  Bütün adaylara standart bir mektup gönderildi. Televisions are a standard feature in most hotel rooms.  /  Televizyon, çoğu otel odasında standart bir özelliktir.

  • Stand: Ayakta durmak

She tried to stand.  /  O, ayakta durmaya çalıştı.

  • Stare: Gözünü dikmek, dik dik bakmak, bakma

He continued to stare at Adrienne while he spoke to Brandon.  /   O, Brandon’a konuşurken Adrienne’ye bakmaya devam etti.

  • Star: Yıldız

  Stars visible in the night.  /  Yıldızlar gece görünür.

  • Start: Başlangıç

If we don’t hurry, we’ll miss the start of the game.  /  Biz acele etmezsek oyunun başlangıcını kaçıracağız.

  • Statament: Açıklama, bildirim, beyan, ifade

Your statement is misleading.  /  Sizin beyanınız yanıltıcıdır.

  • State: Devlet, eyalet, belirtmek, ifade etmek

The facts are clearly stated in the report.  /  Gerçekler raporda açıkça belirtilmiştir.

  • Station: İstasyon, durak

 railway station  /  bir tren istasyonu

  • Statue: Heykel

a statue of Apollo  /  Apollo’nun heykeli

  • Status: Durum, statü, hal

The great job brings with it status and a high income.  /  Büyük iş statü ile yüksek gelir getirir. What is the current status of our application?  /  Bizim başvurumuzun son durumu nedir?

  • Stay: Kalmak, durmak, ziyaret

She’ll have to stay here tonight.  /  O bu gece burada kalmak zorunda.

  • Steady: Sabit, istikrarlı, sürekli, kımıldama!

We are making slow but steady progress.  /  Biz yavaş ama istikrarlı ilerliyoruz.

  • Steal: Çalmak, hırsızlık yapmak

I’ll report you to the police if I catch you stealing again.  /  Ben sizi bir daha çalarken yakalarsam polise bildireceğim.

  • Steam: Buhar

steam power  /  buhar gücü

  • Steel: Çelik

The bridge is reinforced with huge steel girders.  /  Köprü muazzam çelik kirişlerle takviye edilmiştir.

  • Steep: Dik, sarp, keskin, aşırı

steep hill  /  sarp bir tepe a steep decline in the birth rate  /  doğum oranında keskin bir düşüş

  • Steer: Yönlendirmek

He took her arm and steered her towards the door.  /  Onun kolunu tuttu ve onu kapıya yönlendirdi.

  • Step: Adım, basmak, basamak, kademe

a baby’s first steps  /  bebeğin ilk adımları She was sitting on the bottom step of the staircase.  /  O, merdivenin alt basamağında oturuyordu.

  • Stick: Çubuk, dal parçası, ayrılmamak, yapıştırmak

We collected dry sticks to fire.  /  Ateş için kuru ağaç dal parçaları topladık.

  • Sticky: Yapışkan, yapışkanlı, yapış yapış, rutubetli

sticky fingers covered with jam  /  reçelle kaplı yapış yapış parmaklar She felt hot and sticky after six hours on the bus.  /  O, otobüsteki altı saatten sonra sıcak ve rutubetli hissetti.

  • Stiff: Sert, katı, zor

stiff cardboard  /  sert karton The new proposals have met with stiff opposition.  /  Yeni öneriler katı muhalefet ile karşılaştı.

  • Still: Hâlâ, hareketsiz

Keep still while I brush your hair. /  Ben saçını yaparken hareketsiz dur. Are you still there?  /  Hâlâ orda mısın?

  • Sting: İğne, sokmak

The scorpion has a sting in its tail. /  Akrebin kuyruğunda iğnesi var.

  • Stir: Karıştırmak, hareketlenme

She stirred her tea.  /  O, çayını karıştırdı. She heard the baby stir in the next room.  /  O, bebeğin yan odada hareketlendiğini duydu.

  • Stock: Stok, mevcut, bulundurmak

That particular model is not currently in stock.  /  Bu özel model şu an stokta değildir.

  • Stomach: Mide, karın

stomach pains / mide ağrıları You shouldn’t exercise on a full stomach.  /  Siz tok karnına egzersiz yapmamalısınız.

  • Stone: Taş

Most of the houses are built of stone.  /  Evlerin çoğu taştan inşa edilmiştir. stone walls  /  taş duvarlar

  • Stop: Durmak, durdurmak, durak

I get off at the next stop.  /  Bir sonraki durakta ineceğim. We can stop here.  /  Burada durabiliriz.

  • Store: Mağaza, depo

animals storing food for the winter  /  hayvanlar kış için yiyecek depoluyor Thousands of pieces of data are stored in a computer’s memory.  /  Binlerce veri parçası bilgisayarın belleğinde saklanır. She entered the darkened store while her friend waiting outside.  /  Onun arkadaşı dışarda beklerken o karanlık mağazaya girdi.

  • Storm: Fırtına

A few minutes later the storm began.  /  Bir kaç dakika sonra fırtına başladı

  • Story: Öykü, hikaye

a story about time travel  /  zaman yolculuğu hakkında bir öykü adventure/detective/love stories  /  macera/dedektif/aşk hikayeleri

  • Stove: Soba, ocak

She put a pan of water on the stove.  /  O soba üzerine su dolu bir tava koydu.

  • Straight: Düz, doğru, dik

a straight line  /  düz bir çizgi

  • Strain: Gerilme, zorlama, gerginlik, baskı

Their marriage is under great strain at the moment.  /  Onların evliliği şu anda büyük bir baskı altında. You will learn to cope with the stresses and strains of public life.  /  Siz kamusal yaşamın stres ve gerginlikleriyle başa çıkmayı öğreneceksiniz.

  • Strangely: Garip biçimde

She’s been acting very strangely lately.  /  O son zamanlarda çok garip biçimde davranıyormuş.

  • Stranger: Yabancı

Sorry, I don’t know where the bank is. I’m a stranger here.  /  Üzgünüm, nerede banka olduğunu bilmiyorum. Burada bir yabancıyım.

  • Strange: Garip, tuhaf, yabancı

A strange thing happened this morning.  /  Bu sabah tuhaf bir şey oldu.

  • Strategy: Strateji, taktik

the government’s economic strategy  /  hükümetin ekonomik stratejisi

  • Stream: Akış, akıtmak, akarsu, dere

Stream of blood  /  Kan akışı mountain streams / dağ akarsuları

  • Street: Sokak, cadde

The bank is just across the street.  /  Banka caddenin tam karşısında.

  • Strength: Dayanıklılık, güç, kuvvet

Political power depends to economic strength.  /  Siyasi güç ekonomik dayanıklılığa bağlıdır.

  • Stressed: Stresli

He was feeling very stressed and tired.  /  O çok stresli ve yorgun hissediyordu.

  • Stress: Stres, vurgu

He stressed the importance of a good education.  /  O iyi bir eğitimni önemini vurguladı.

  • Stretch: Uzatma, esneme, germe

This sweater has stretched.  /  Bu kazar gergin. Stretch the fabric tightly over the frame.  /  Çerçevenin üzerine sıkıca bez uzatın.

  • Strictly: Kesinlikle, tam olarak

Smoking is strictly forbidden.  /  Sigara kesinlikle yasaktır.

  • Strict: Sıkı, katı, tam

He told me in the strictest confidence.  /  O sıkı gizlilik içinde bana söyledi.

  • Strike: Vurmak, saldırmak, grev

an air strike / bir hava saldırısı strike of teachers  /  öğretmenlerin grevi

  • Striking: Çarpıcı, dikkat çekici

She was undoubtedly a very striking young woman.  /  O kuşkusuz çok dikkat çekicigenç bir kadındı.

  • String: Tel, ip

He wrapped the package in brown paper and tied it with string.  /  O kahverengi kağıda sarılmış paketi tel ile bağladı.

  • Striped: Çizgili

a striped shirt  /  çizgili bir gömlek a blue and white striped jacket  /  mavi beyaz çizgili ceket

  • Stripe: Çizgi, şerit

a zebra’s black and white stripes  /  zebranın siyah ve beyaz çizgileri

  • Strip: Şerit, çizgi, soyunma, striptiz

Cut the meat into strips.  /  Şeritler halinde et kesin. the Gaza Strip  /  Gaze şeridi a strip show  /  strptiz gösterisi

  • Stroke: Okşamak

He stroked her hair affectionately.  /  Onun saçlarını sevgiyle okşadı.

  • Strong: Güçlü, kuvvetli

She wasn’t a strong swimmer. / O güçlü bir yüzücü değildi. strong muscles  /  kuvvetli kaslar

  • Structure: Yapı, bina

changes in the social and economic structure of society  /  toplumun sosyal ve ekonomik yapısındaki değişiklikler

  • Struggle: Mücadele, savaş, çaba

She will not give up her children without a struggle.  /  O, mücadele etmeden çocuklardan vazgeçmeyecek.

  • Student: Öğrenci

He’s a third-year student at the College of Art.  /  O, sanat lisesinde üçüncü sınıf öğrencisi.

  • Studio: Stüdyo

a television studio / bir televizyon stüdyosu

  • Study: Öğrenim, çalışma, eğitim

How long have you been studying English?  /  Ne zamandır İngilizce öğreniyorsun. Don’t disturb Jane, she’s studying for her exam.  /  Jane’i rahatsız etme, o sınavı için çalışıyor.

  • Stuff: Madde, şey

I don’t know how you can eat that stuff!  /  Ben bilmiyorum senin nasıl şeyler yiyebildiğini.

  • Stupid: Aptal, salak

I was stupid enough to believe him.  /  Ben ona inanacak kadar aptaldım.

  • Style: Stil, tarz, şekillendirmek

a style of management  /  yönetim tarzı

  • Subject: Konu, ders

books on many different subjects  /  birçok farklı konuda kitaplar Biology is my favourite subject.  /  Edebiyat benim favori dersim.

  • Substance: Madde, cisim

a sticky substance  /  yapışkan bir madde

  • Substantially: Önemli ölçüde, esasen

The plane was substantially damaged in the crash.  /  Uçak, kazada önemli ölçüde zarar gördü. The company’s profits have been substantially lower this year.  /  Şirketin kârı bu yıl önemli ölçüde daha düşük olmuştur.

  • Substantial: Önemli, büyük, oldukça

There are substantial differences between the two groups.  /  İki grup arasında önemli farklılıklar vardır.

  • Substitute: Yedek, vekil, yerine geçmek, değiştirme

Nothing can substitute for the advice your doctor is able to give you.  /  Hiçbir doktorunuzun size verebileceği tavsiyelerin yerine geçemez. Two substitutions were made during the game.  /  Oyun sırasında iki değiştirme yapılmıştır.

  • Succeed: Başarılı

You will have to work hard if you are to succeed.  /  Başarılıysanız sıkı çalışmak zorunda kalacaksınız. Our plan succeeded.  /  Planımız başarılı oldu.

  • Successful: Başarılı

I wasn’t very successful at keeping secret.  /  Ben sır tutmada başarılı değildim.

  • Success: Başarı, başarılı kimse

They didn’t have much success in life.  /  Onların hayatta çok başarısı yoktu. He’s proud of his daughter’s successes.  /  O kızının başarılarından gurur duyuyor.

  • Such: Böyle, öyle, bu gibi, o kadar

They had been invited to a Hindu wedding and were not sure what happened on such occasions.  /  Onlar bir Hindu düğününe davet edildi ve böyle durumlarda ne yapılacağından emin değillerdi.

  • Suck: Emmek, çekmek

He sucked the blood from a cut on his finger.  /  O parmağındaki bir kesikten kan emdi.

  • Suddenly: Aniden, birden

I suddenly realized what I had to do.  /  Aniden yapmam gerekeni anladım.

  • Sudden: Ani, beklenmedik, ansızın

Don’t make any sudden movements.  /  Ani hareketler yapmayın. His death was very sudden.  /  Onu ölümü çok ani oldu.

  • Suffering: Acı, cefa, ızdırap, acı çeken

This war has caused widespread human suffering.  /  Bu savaş geniş ölçüde insanın acı çekmesine neden oldu.

  • Suffer: Acı, acı çekmek, zarar görmek, muzdarip

Many companies are suffering from a shortage of skilled staff.  /  Birçok şirket kalifiye personel sıkıntısından muzdarip.

  • Sufficient: Yeterli, kâfi

Allow sufficient time to get there.  /  Oraya gitmek için yeterli zaman tanıyın. These reasons are not sufficient to justify the ban.  /  Bu sebepler yasağı haklı çıkarmak için yeterli değildir.

  • Sugar: Şeker

This juice contains no added sugar.  /  Bu meyve suyu şeker ilavesi içermez.

  • Suggestion: Öneri, teklif

Can I make a suggestion?  /   Bir öneride bulunabilir miyim?

  • Suggest: Önermek, teklif etmek

Can you suggest a good dictionary?  /  İyi bir sözlük önerebilir misiniz?

  • Suitable: Uygun

This programme is not suitable for children.  /  Bu program çocuklar için uygun değildir. a suitable place for a picnic  /  piknik için uygun bir yer

  • Suitcase: Bavul, valiz

He pulled a suitcase from the closet and opened it on the bed.  /  O dolaptan bir bavul çekti ve yatağın üzerine açtı.

  • Suited: Uygun

This diet is suited to everyone who wants to lose weight fast.  /  Bu diyet hızlı kilo vermek isteyen herkes için uygundur.

  • Suit: Uymak, uygun, takım elbise

Choose a computer to suit your particular needs.  /  Özel ihtiyaçlarınıza uygun bir bilgisayar seçin.

  • Summary: Özet

The following is a summary of our conclusions.  /  Aşağıdaki bizim sonuçlarımızın bir özetidir.

  • Summer: Yaz

the summer holidays  /  yaz tatili

  • Sum: Toplam, miktar, meblağ

Sum of costing  £60 /  Maliyet toplamı 60 pound

  • Sunday: Pazar

We went to picnic on Sunday.  /  Biz pazar günü pikniğe gittik.

  • Sun: Güneş

The sun was shining and birds were singing.  /  Güneş parlıyor ve kuşlar şarkı söylüyordu.

  • Superior: Üstün, üst

This model is technically superior to its competitors.  /  Bu model rakiplerine göre teknik olarak üstündür.

  • Supply: Tedarik, arz, sağlama, temin, karşılamak

foods supplying our daily vitamin needs  /  gıdalar bizim günlük vitamin ihitiyacımızı karşılıyor

  • Supporter: Taraftar, destekçi

I’m a Besiktas supporter.   /  Ben Beşiktaş taraftarıyım.

  • Support: Destek, yardım

There is strong public support for the change.  /  Değişim için güçlü bir halk desteği var.

  • Suppose: Varsaymak, farzetmek, tahmin etmek, sanmak

Prices will go up, I suppose.  /  Fiyatların artacağını tahmin ediyorum.

  • Surely: Şüphesiz, elbette, tabii

Surely we should do something about it?  /  Elbette biz bu konuda bir şeyler yapmalıyız.

  • Sure: Tabii, kesinlikle, elbette

Sure, no problem.  /  Tabii, sorun yok.

  • Surface: Yüzey

We’ll need a flat surface to play the game on.  /  Oyun oynamak için düz bir yüzeye ihtiyacımız var.

  • Surname: Soyadı

My surname is Gerrard.  /  Benim soyadım Gerrard.

  • Surprised: Şaşırmış, hayretle

Ona söylediğimde şaşırmış görünüyordu. I was surprised at how quickly she agreed.  /  Ben onun nasıl hızlı bir şekilde kabul ettiğine şaşırdım.

  • Surprise: Sürpriz, beklenmedik, şaşırtmak

It’s always surprised me how popular he is.  /  Onun nasıl popüler olduğu beni daima şaşırtmıştır.

  • Surprising: Şaşırtıcı, hayret verici

It’s surprising what people will do for money.  /  İnsanların para için yapacakları şaşırtıcı. She knew surprisingly little about her sister’s life.  /  O, şaşırtıcı bir şekilde kız kardeşinin hakkında az şey biliyordu.

  • Surround: Kuşatma, çevirme, çevreleme

Tall trees surround the lake.  /  Uzun ağaçlar gölü çevreliyor.

  • Surrounding: Etraftaki, çevresindeki

Oxford and the surrounding area  /  Oxford ve çevresindeki alan From the top of the hill you can see all the surrounding countryside.  /  Tepenin zirvesinden etraftaki bütün kırsal bölgeyi görebilirsiniz.

  • Survey: Anket, bakmak, incelemek, araştırmak

He surveyed himself in the mirror before going out.  /  O dışarı çıkmadan önce aynada kendine baktı.

  • Survive: Hayatta kalmak

She was the last surviving member of the family.  /  O, ailenin hayatta kalan son üyesiydi.  Of the six people injured in the crash, only two survived.  /  Kazada yaralanan altı kişiden sadece ikisi hayatta kaldı.

  • Suspect: Şüphe, şüphelenmek

Five suspects have been detained for questioning.  /  Beş zanlı sorgulanmak üzere gözaltına alındı.

  • Suspicion: Şüphe, kuşku

They drove away slowly to avoid arousing suspicion.  /  Onlar şüphe çekmemek için yavaş yavaş uzaklaştı.

  • Suspicious: Şüpheli, kuşkulu

They became suspicious of his behaviour and contacted the police.  /  Onlar onun davranışından şüphelendi ve polisle irtibata geçti.

  • Swallow: Yutmak

We must to chew food before swallowing.  /  Biz yiyeceği yutmadan önce çiğnemeliyiz.

  • Swearing: Küfür, küfretmek, kaba söz

Swearing is prohibited.  /  Küfretmek yasaktır.

  • Swear: Küfür, küfretmek, yemin etmek, söz vermek

I swear (that) I’ll never leave you.  /  Ben asla seni bırakmayacağıma söz veriyorum. She fell over and swore loudly.  /  O yere düştü ve yüksek sesle küfür etti.

  • Sweater: Kazak

T-shirt, sweater, gloves.  /  Tişört, kazak, eldiven

  • Sweat: Ter, terlemek

His hands began to sweat.  /  Elleri terlemeye başladı.

  • Sweep: Süpürme, tarama

Chimneys must sweep regularly.  /  Bacalar düzenli olarak süpürülmelidir.

  • Sweet: Tatlı, şeker, şekerim, tatlım

a sweet shop  /  tatlı dükkanı Would you like some more sweet?  /  Biraz daha tatlı ister misiniz? Don’t you worry, my sweet. /  Endişelenme şekerim.

  • Swelling: Şişme, şişik

Use ice to reduce the swelling.  /  Şişiği azaltmak için buz kullanın. 

  • Swell: Kabarma, şişme

Her arm was beginning to swell up where the bee had stung her.  /  Onun kolu arının soktuğu yerden şişmeye başlamıştı. Bacteria can cause gums to swell and bleed.  /  Bakteriler diş etinin şişmesine ve kanamasına neden olabilir.

  • Swimming Pool: Yüzme havuzu

an outdoor swimming pool  /  açık yüzme havuzu

  • Swimming: Yüzme

Swimming is a good form of exercise.  /  Yüzme iyi bir egzersiz şeklidir.

  • Swim: Yüzme, dolmak

I can’t swim.  /  Ben yüzemem. Her eyes were swimming with tears.  /  Onun gözleri yaşlarla doluydu.

  • Swing: Salıncak, sallanma

The kids were playing on the swings.  /  Çocuklar salıncakta oynuyordu.

  • Switch: Değiştirmek, şalter

When did you switch job?  /  Ne zaman iş değiştirdiniz?

  • Swollen: Şişmiş, kabarık

Her eyes were red and swollen from crying.  /  Onun gözleri ağlamaktan kızarmış ve şişmişti.

  • Symbol: Sembol, simge, işaret

Mandela became a symbol of the anti-apartheid struggle.  /  Mandela apartheid (ırkçı ayrımcılık) karşıtı mücadelenin bir sembolü haline geldi.

  • Sympathetic: Sempatik, sevimli, cana yakın, halden anlayan

sympathetic character in a novel  /  romandaki sempatik bir karakter

  • Sympathy: Acısını paylaşma, halden anlamak, duygudaşlık, ilgi

I wish he’d show me a little more sympathy.  /  Keşke o bana biraz daha ilgili gösterseydi.

  • System: Sistem, düzen

a new system for assessing personal tax bills /   kişisel vergi faturalarının değerlendirilmesi için yeni bir sistem heating systems  /  ısıtma sistemleri    

Bu yazı 98368 kere okundu.
  • Site Yorum
  • Facebook Yorum

102 adet yorum var.

  1. Eser dedi ki:

    Teşekkürler güzel bir site ama “M” harfinden sonraki kelimeler neden yok acaba?

  2. The Jordan dedi ki:

    ARKADAŞIM SAGOL AMA M HARFİNDEN SONRAKİLER YOK. KAYNAK SİTEYİ YAYINLA DA ORADAN BAKALIM. YARI YOLDA KOYMAYIN BİZİ.

  3. Cem dedi ki:

    M harfinden devamını bekliyoruz hocam teşekkür ederim

  4. merve dedi ki:

    Merhabalar,güzel bir çalışma olmuş fakat devamını da yayınlar mısınız. Eğer mümkünse klasör halinde bulunuyorsa mail hesabıma atmanızı rica etsem ?

  5. karakuzu dedi ki:

    devamııııııııııııııııı

  6. Yılmaz ÇETİN dedi ki:

    Merhabalar her şeyden önce büyük emek harcayarak, toplum yararına böyle bir çalışmayı paylaştığınız için bütün samimiyetimle teşekkür ederim. Ben Doktora eğitimi için önümüzdeki YDS’ye kendi imkan ve olanaklarımla hazırlanıyorum. Kelime sorularında neye dikkat etmeliyim ve nasıl bir tavsiyeniz olur, ayrıca kelimeler “M”den sonra yok bana rica etsem eposta adresime bu yapmış olduğunuz çalışmanın devamını atarmısınız. Saygılarımla…

  7. yakup dedi ki:

    admin lütfen m harfinden sonrasını yayınlarmısın.

  8. biyolog dedi ki:

    güzel çalışma ellerinize sağlık. M harfinden sonrasını da sabırsızlıkla bekliyoruz.

  9. kelebak dedi ki:

    çok güzel bir paylaşım lakin M’den sonraki kelimeleride bir an önce paylaşırsanız çok büyük hayır duası alırsınız.

  10. gizem dedi ki:

    lütfen M harfinden sonrasını da yayınla

  11. Seyit dedi ki:

    Gerçekten Çoooook güzel bi çalisma olmuş hazirlayanlardan Allah razi olsun…Lütfen bizi yari yolda birakmayin M harfindan sonrakilari da yayinlarsaniz cooook seviniriz…sinava az kaldi… Tekrar Teşekkur ederim….

  12. elif funda kuru dedi ki:

    lütfen en kısa zamanda m harfinden sonraki kelimeleri ekleyebilir misiniz?kelimeler çok güzel ve rahat çalışılıyordu.sınava az kaldı.diğer kaynaklar bu kadar rahat çalışılmıyor.

  13. bilal ÇUN dedi ki:

    Tebrikler çok iyi olmuş emeğinize sağlık çok teşekkür ederim.

  14. ALİ ATEŞ dedi ki:

    EMEĞİNİZ İÇİN ÇOK AMA ÇOK TEŞEKKÜRLER ÇOK FAYDALI OLACAĞINA İNANIYORUM BU ÇALIŞMANIN EMEĞİ OLAN HERKEZE TEŞEKKÜRLER.

    M OLAYDI İYİYDİ 🙂

  15. yasir dedi ki:

    yaz aylarına girdik. Beklemedeyiz..

  16. burak dedi ki:

    devamı yayınlanacak mı acaba?

  17. MEHMET İNCE dedi ki:

    çok güzel birkaynak elinize sağlık allah razı olsun m harfinden sonrasını da gönderebilirseniz çok mutlu olacağız şimdiden teşekkürler

  18. gökhan dedi ki:

    M harfinden sonraki bütün harflerinde eklenmesini rica ediyorum ,nezaman yüklersiniz acaba tam dosyası varsa gmail hesabıma atmanızı istiyorum mümkünse . bu tür çalışmalarınızın çoğalması ile birlikte iyi çalışmalar

  19. yusuf dedi ki:

    admin N harfini bekliyoruz , lütfen ….

  20. Huseyin dedi ki:

    Çok güzel olmuş, fakat yarıda kalmış.

  21. Murat dedi ki:

    Çok güzel bir çalışma Allah razı olsun M den sonrasını da bekliyoruz

  22. gamze dedi ki:

    yaz bitiyor siz daha paylaşmadınız

    • admin dedi ki:

      15 Ağustosta hepsi tamamlanmış olacak efendim.

      • Allah razı olsun admin sonunda tamamliyorsunuz galeba bayadır sizi takip ediyordum ne zaman tamamlicaksiniz diye…bugün farkettim N ve O harfini de eklemiişsiniz…15 ağostusta tamamlarsaniz süper olacak…şimdide emeği geçen herkese teşekkürler ederim….ellerinize sağlık

        • admin dedi ki:

          Rica ederim. Sizden de Allah razı olsun… En kısa zamanda tamamlayacağız inşallah. Saygılar, iyi çalışmalar…

          • Pardon 07.Eylül’e kadar tamamlarsaniz sevinirim diye yazacaktım 15 Ağustos yazmışım 🙂 bi düzeltme yapım istedim 🙂 yine de çok teşekkürler bugün baktım R harfına kadar tamamlamişsiniz….inşallah yakın zamanda tamamlanacaktır….Ellerinize tekrar sağlık

          • admin dedi ki:

            Tamamlayacağız inşallah. Teşekkürler, sağ olun 🙂

  23. benzin dedi ki:

    Admin paylaşım için teşekkürler hepsi tamamlanınca mükemmel olacak herkese iyi çalışmalar.

  24. onur dedi ki:

    Güzel bir çalışma umarım hepsi tamamlanır teşekkürler.

  25. benzin dedi ki:

    15 ağustosta tamamlanacak demiştiniz acaba devamı gelecek mi?

  26. serkan dedi ki:

    sayın admin, elinize emeğinize sağlık. çok yararlı bir paylaşım olmuş ayrıca sitede çok güzel..Allah razı olsun.

  27. Ebru dedi ki:

    Hakkaten cok faydali olmus ya emege saglik kim ya da kimler hazirladiysa, cok tesekkurler. Takipteyim devami da gelir umarim yakinda.

  28. aysu dedi ki:

    Emeğinize sağlık, çok faydalı bi çalışma olmuş.

  29. yunus emre alper dedi ki:

    hiç sevmedim ben bu siteyi şikayiçiyim iyreç aradan cümeleri bulamıyom 1 saat tir dolaşıyom

  30. jeff buckley dedi ki:

    S’den sonrası ne zaman gelecek acaba?

  31. ilgili dedi ki:

    S’den sonrası ne zaman gelecek?

  32. enes dedi ki:

    Emeğinize sağlık.gerçekten çok özel ve güzel bir çalışma herkesin işine yarayacak bir çalışma.Acaba bu kelimelerin word dosyası olarak indire bileceğimiz bir alternatif var mı ? Şimdiden teşekkür ederim.Kolay gelsin 🙂

  33. gunay dedi ki:

    Emeği geçenlere Tesekkurler, guzel çalışmalarınızin devamini dilerim. Cok faydali bir calisma oldu benim için. Sevgiler,,

  34. Zafer(victory) dedi ki:

    Bu kelimelerin çok yararlı olacağına inanıyorum fakat A-Z’ye tüm kelimeler olursa daha iyi olur. Emeğinize sağlık 🙂

  35. ozay dedi ki:

    kelimeler cok asagi seviyede.gunluk konusma yada okumada karsina cok ciktigindan hepsini biliyorum, ahim sahim bilinmeyecek bi kelime yok

  36. Zafer BEKTAŞ dedi ki:

    Merhaba bende sizi kutluyorum elinize saglık

  37. Zafer BEKTAŞ dedi ki:

    Elinize sağlık …

  38. Aydoğan dedi ki:

    Ellerinize kollarınıza sağlık çok güzel olmuş Allah razı olsun

  39. hulya dedi ki:

    S harfinden sonrakiler ne zaman eklenecek acaba? tamamlarsanız çok memnun olurum.

  40. kerem dedi ki:

    kim ne derse desin böylesi bir çalışma başka hiçbir yerde bedava yok. i. hakkı mirici nin kitabı var ama bedava değil. helal size arkadaşlar. yds için birebir. “t” harfinden sonrasını da bekliyorum. emeğinize, elinize kolunuza sağlık…

  41. Aysel :) dedi ki:

    Merhaba. Çok değerli bir paylaşımda bulumuşsunuz teşekkür ediyorum.T harfinden sonrakileri de yayınlarsanız YDS için bulunmaz bir kaynak olacaktır. Bahardaki YDS ye hazırlanan biri olarak dört gözle bekliyorum.

  42. Zafer BEKTAŞ dedi ki:

    Tesekkür ederim

  43. Zafer BEKTAŞ dedi ki:

    inşallah hepimize yararlı olur.sayglarımı sunarım

  44. Zafer BEKTAŞ dedi ki:

    çok teşekkürler

  45. Erkan dedi ki:

    Bunlar YDS kelimeleri değil. Neredeyse hepsi pre-intermediate seviyesi. İnsanların vaktini çalmayın YDS yazarak. Ama ingilizceye yeni başlayanlar için güzel bir kaynak.

  46. Turgay Selim CANGARLI dedi ki:

    Çok güzel bir çalışma… Hepinizin ellerine ve emeklerine
    sağlık..

  47. enigma teras dedi ki:

    Admin S’den sonrası ne zaman yayınlanacak?

  48. kerem dedi ki:

    hocam bu işi yarım bıraktınız. oldu mu şimdi? bir o kadar da takipçiniz olmasına rağmen acaba çalışmanızı tamamlama konusunda çekimser kalmanızın geçerli bir sebebi var mı?

  49. Kubilay dedi ki:

    Merhaba. Çalışma çok iyi! Çok teşekkür ediyorum.

  50. kazim dedi ki:

    Harika bir çalışma olmuş çok dua alıyorsunuz. Haberiniz olsun.

  51. alamarat dedi ki:

    kardeş ellerine sağlık.
    harikasın sen.

  52. Taner dedi ki:

    Bunları buraya koyandan Allah Razı olsun. Süpersiniz. Bu emek takdiri hak eder. o kadar işime yaradı ki… püüüü …. kelimeler kifayetsiz.

  53. zugo32 dedi ki:

    merhaba acaba ne zaman tamamlarsınız diye sorucaktım da çünkü bu yıl son senem ve sınava gireceğim ?

  54. Zehra Aktan dedi ki:

    Merhaba,
    T harfinden sonraki kelimeler nerede ?

  55. Umut dedi ki:

    Allah razı olsun yapandan yaptırandan. YDS’de emek veren bütün arkadaşlara başarılar.

  56. ahmet dedi ki:

    Elinize emeğinize sağlık , umarım en kısa zamanda t harfinden sonrası da gelir.

  57. fatma sönmez dedi ki:

    Çok güzel bir kaynak olmuş hakkınızı helal edin.

  58. okan dedi ki:

    Merhabalar. Bunun rusça icin olan versiyonunu da yaparsaniz cok buuk sevap islersiniz 🙂

  59. Melike Akdoğan dedi ki:

    Merhaba; T harfinden sonrasını da sabır ve dua ile bekliyoruz. 🙂

  60. Bilgehan dedi ki:

    Merhaba. Lütfen ”M” harfinden sonrasınıda yayınlar mısınız sınav kapıda , yaklaştı. Bu arada çok güzel olmuş emeğinize sağlık.

  61. hazelitam dedi ki:

    eksik harflerin devamını ne zaman yayınlıycaksınız acaba dört gözle beklemekteyiz saol çok saolun yardımlarınız için :)))

  62. Caner İLİDİ dedi ki:

    çok başarılı fakat pdf halinde dosya olarak yokmu indirebilmek için

  63. sait dedi ki:

    lütfen t den sonrasını da eklermisiniz

  64. yeşim özbek dedi ki:

    Admin Lütfen U harfinden sonrasını da ekleyebilirmisin lütfen çok çok ihtiyacım var teşekkür ederim

  65. Adem dedi ki:

    Rica etsem T den sonrasin eklermisiniz? Tesekkurler

  66. bekir çelik dedi ki:

    Teşekkürler, çok başarılı bir çalışma olmuş, U harfinden sonrasını da tamamlarsanız çok iyi olur, kolay gelsin, iyi çalışmalar…

  67. Nur dedi ki:

    Elinize saglik peki sadece bu kadar mı?

  68. AZİZMERCAN dedi ki:

    Ellerinize sağlık .Çok güzel ve faydalı olmuş.Teşekkürler

  69. esin dedi ki:

    Allah razı olsun çok faydalı oldu emeğinize sağlık.

  70. emin akbalık dedi ki:

    admin v harfinden sonrasını da koyabilirmisin???

  71. nehir okay dedi ki:

    Merhaba. V harfinden sonrası da eklenecek mi acaba? Şimdiden teşekkürler.

  72. fatih dedi ki:

    Ellerinize sağlık bu güzel ve yararlı paylaşım için, ‘U’ dan sonrasını da sabırsızlıkla bekliyoruz , teşekkürler 🙂

  73. bülent dedi ki:

    Elinize sağlık, hadi son bir gayret, w,x,y,z’yi bekliyoruz.

  74. ÇETİN dedi ki:

    NASIL İNDİREBİLİRİZ.HARİKA BİR ÇALIŞMA ELİNİZE EMEĞİNİZE SAĞLIK

  75. Ahmet dedi ki:

    Çalışma için Allah razı olsun

  76. Şafak dedi ki:

    EMEĞİNİZE sağlık.X,Y,Z bekliyoruz.

  77. urgan dedi ki:

    merhaba, elinize sağlık harika bir çalışma olmuş

  78. Jerfi dedi ki:

    abi bu ne ya! bence bunlar klasik sözlükteki ilk bilmem kaç kelime

  79. Istanbul ithalat - ithal Çin ürünleri dedi ki:

    Pardon adminim. Gördüm. Cevap için çok çok teşekkür ederim.

  80. Oguz dedi ki:

    Hocam iyi günler. Ben bu yayınladığınız kelimelerin çıktısını alıp çalışabilir miyim sizin için bir mahsuru yoksa?

  81. Alper dedi ki:

    Çok kıymetli bir çalışma. Hakkınızı helal edin. Elinize kolunuza zihninize sağlık. Allah razı olsun

  82. ceros dedi ki:

    hocam mrb. YDS altyapım buradaki kelimeleri kopyalayıp cıktısını almam lazım ızın verır mısınız?

  83. Leyla dedi ki:

    Çok teşekkür ederim çok faydalı Allah razı olsun emeklerinize sağlık 😊

Bir yorum bırak

Bir yorum bırak

Facebookta bizi bulun